Bilge Emir ARSLAN
20221106054
Farklı Bir Tarih
Tarih anlatıcılığında ve yazıcılığında pek çok giriş dersinde değinilen bir konu vardır: Günümüzden bakan bir araştırmacı için, zengin ve güçlü erkeklerin, güçlü ve muzaffer devletlerinin tarihleri arasında kadınların, fakirlerin, kölelerin ve ezilmişlerin tarihini bulmaya çalışmanın zorlukları. Halbuki söz konusu tarihi bilgilere detaylı ve odaklı bir çalışma ile az veya çok ama bir miktar veri edinerek bir şekilde varılabilir. Halbuki üzerine neredeyse hiç konuşulmayan daha büyük bir sorun ise insan dışında herhangi bir varlığın tarihini bulmaya çalışmaktır. İncelenmeye layık gördüğümüzde bir ağacın bin yaşında olduğunu görebilir, bir kedinin evrimsel atalarını öğrenebiliriz. Ancak, ne o ağacın bin yılda, mekândan dolayı tahmin yürütebileceğimiz büyük olaylar dışında yaşadıklarını ne de Kadıköy’de bir sokak arasında gördüğümüz, pofuduk, beyaz üzerine siyah benekli kürkü olan o kedinin, o sokağa gelişine kadarki geçmişini öğrenebiliriz.
Peki, tarih yazımı ve anlatıcılığı ya bu şekilde olmasaydı? Ya insan merkezli değil de, doğal olarak işin işleyişinin temelinde insan olduğu için yine insan yararına olacak bir yerden, canlıların her türlüsünü inceleyen bir şekilde olsaydı, nasıl olurdu? Elimizdeki soruya[1], serbest seçmeli olarak seçtiğim bu derse farklı bir alandan bir yorum getirmek amacıyla, kendi alanımdan bir hayal ile cevap vermeye çalışacağım.
İnsanlığın doğuşunda iletişim kabiliyetimizden ötürü insanın kendini dünyadaki diğer canlılardan üstün görmediği, hayvanların bize denk bir varlık olma ihtimalinin değerlendirildiği dönemde insanın, doğanın üzerinde kendini konumlandırdığı yüksek tahtı oluştururken insanların hayvanlara ilk yaklaşımının onlardan sadece faydalanmak üzerine değil de hem korkarak onları başka insan toplulukları derecesinde tehlikeli tehditler olarak görüp hem de başka insan toplulukları derecesinde potansiyel müttefikler olarak yaklaşsaydı, Jane Goodall’ın yaptığı işler gibi işler tarihin çok daha erken devirlerinde belirir; belki de Heredot’un, Thukydides’in eserlerinden veya çağdaşlarının eserlerinden o dönemdeki hayvan topluluklarının göç rotasından ziyade gerçek anlamda hareketlerini ve hatta kimi hayvan toplulukların iç işleyişini okuyabilir olurduk. Tarih yazımı bu anlamda da gelişir ve kim bilir belki de hangi sürünün hangi bölgeyi ne kadar süreli kontrol ettiğini, hayvan sürüleri arasındaki çatışmaları, siyasi tarih tarzında anlatan ve bunun da yanında sürüler arasındaki farklılıkları anlatan böylece insanın hayvanlara bakışını da daha da derinlemesine bir yere doğru ilerleten eserler okuyor olabilirdik. Tarih, farklı canlı türlerinin ilişkilerini, karşılaşmalarını ve çeşitli kırılma noktalarını da bize sunan, tarihçiyi de ekolojik izlerle, canlı davranış kalıplarıyla ve türler arası etkileşimlerin kalıntılarıyla çalışmak durumunda bırakan bir alana evrilirdi.
İnsanlığın, hayvanlara üstten değil de eşit bir mertebeden bakarak anlamlandırmaya çalıştığı bütün bu etkileşim sonucunda zamanla hayvanlarla, sömürüye izin veremeyecek kadar derin yaşamsal ve duygusal bağlar geliştirir, hayvanların da, en basitinden safari araçlarından gördüğümüz üzere, düzenli olarak gördükleri varlıklara zaman içerisinde alışabilme yetisine sahip olmaları, insanlar ve hayvan arasında daha dengeli bir hayat tarzının içinde yaşıyor olmamızı doğurabilirdi. Tarihsel süreçte gelişen bu bağ, insan zihninde bugün hayvanların sömürülmesi gereken/korunması gereken varlıklar olarak ayrışmasının önüne geçer, onların birer ‘’canlı’’ olduğu bilincini geliştirmiş olabilirdi.
Sonuç olarak insan yine de hayvanların bir kısmını düşmanlaştırıp bir kısmını faydalanacağı müttefikler haline getirecek olsa bile tarihsel anlatının, denk olarak değerlendirdiği ve anlamaya yönelik yaklaştığı hayvanlar belki de günümüzdeki sömürü düzenine maruz kalmayacaklar, daha dengeli bir yaşam içerisinde hayatımızı idame ettirirken belki de hayvanlara eşit davranmanın ödülü olarak insanlar da sömürü düzeni içerisinde yaşamayacaklardır.
[1] Hayvan-insan ilişkilerine dair anlatı insanı merkezde ve istisnai bir şekilde kuragelmeseydi anılarımız ve geçmiş deneyimlerimiz nasıl farklı olurdu?


