15 Aralık 2025

Hayvanlar ve Toplum Blog2

Bir Zamanlar Hayvanlar

                                                                                                                                                                  20231105036

                                                                                                                                Sos371

                                                                                                                          Özge İrem ÜNAL

Babam ve annem 35 sene önce evlerinden kopup İstanbul’a gelmiş. Bizde sık sık içlerindeki gurbeti en azından bir süreliğine örtsün diye memleketlerine gideriz. Şu an bu yazıyı yazarken de ordayım. Ulaşımın kısıtlı olduğu bakkalın bile olmadığı o köyde. Burada insanların yaygın sosyal aktivitesi birbirlerini ziyaret etmek. Bizim evde köydekilerin buluşma duraklarından en gözdesi. Yaşlı genç fark etmeksizin herkesin tüm konuşmaları günün sonunda hayvanlara bağlanıyor. Tüm hikayelerde at, inek, köpek var. Eskiden daha yaygın olan bir hayvancılık yaşamları olduğu için hikayelerin sonun hayvana çıkması çok öngörülebilir. Fakat yalnızca geçim nesnesi olmasının ötesinde hepsi hayvanlarını bir özne olarak görüyor, birey olarak. Köpeklerinden bahsederken mesela onların bir karakteri olduğunu es geçmeden bir dosttan bahsediyorlar. Babam köpekleri Aslan’dan bahsederken çocuğundan bahseder gibi gururlanıyor (zaten çocuğu sayılır), kaybı için üzülüyor. Yıllar önce amcasının köpeğinin onu ısırmasından bahsederken bile “Acaba neden rahatsız ettim de korkup saldırdı?” diyor. İyi kötü olsun anılar onlardan bahsederken hep iyi bahsediyor. 17 Yaşlarındayken babamın yengesi ona bir tavuk uzatıyor kesmesini bekliyor (bilemiyorum bir çeşit erkekliğe geçiş ritüeli olarak da okunabilir) artık büyüdüğü için kesebileceğini, kıyabileceğini düşünüyor. Babam kesmiyor, kesemiyor. Bu anıyı anlatırken “Ben onun nasıl canını yakabilirdim ki? ” diyor. Sözde erkekliğinin zedeleneceğini bilerek belki insanların onun korkusu ile dalga geçeceğini tahmin ederek ona kıymıyor. Kendini düşünen insanı merkez alan bir anlatı kurmak isteseydi kurardı, yaşıtlarının çoğu gibi ama kurmamayı seçti. O günden bugüne (55 yaşında şu an) hiçbir zaman anlatılara kapılarak kendini var etmek için bir canlıya kıymamıştır. Hayvana olan saygısı tüm canlıları bugün beni de kapsamaktadır. Gençken şehre inmek için bahsettiği atı da ölen inekleri de babamın hikâyelerinde bir dosttur. Tabi ki köy ve hayvan ilişkisi yalnızca babamdan ibaret değil. İnekleri, bol gezintili tavukları, evlerini koruyan köpekleri işlerine yaramayı bıraktığında örneğin hastalandığında gözden çıkarırlar, bir çeşit ölüme terk etme pratiği sergilerler. Fayda ile ilişkilenen bağlar fayda ortadan kalktığında bir çırpıda yok edilmeye açık hale gelir. Köy hayatında insanı merkeze alan bu anlatı genellikle din ile temellendiriyor. “ Biz onu yiyelim diye yaratıldı, insan tüm canlılardan en önemli olan.” Gibi sık sık duyacağınız sözler yaptıklarını meşrulaştırmak içlerini rahatlatmak için bir seçenek. Tüm bu seçeneklerin içinde babamın tutumu da sözleri de bir seçenek. Hayat seçeneklerle dolu ve seçimlerimizle şekilleniyor. Yalnızca kendi faydamızı düşünerek yaptığımız her seçim bir şiddeti doğuruyor. Hayvanla başlayan bu anlatı ilerledikçe insana da değiyor. İnsan, faydası olmayan herkesi gözden çıkarmaya başlıyor. Kendi varoluşunu yok etmek üzerinden kurmanın ötesine geçip tüm canlıların birlikte var olduğunu herhangi birinin diğerinden üstün olmadığını var olma hakkı olduğunu her gün kendimize hatırlatmalıyız. Seçimlerimizin yalnızca kendi hayatımızla ilgili olmadığını hatırlamalıyız. Bugün İstanbul’un köpekleri, yarın babamın inekleri, bir gün biz hepimiz bu şiddetin seçenekleriyiz. Birlikte direnmek birlikte var olmak bir seçenek değil, zorunluluk.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

HAYVAN/YAŞAM SERGİSİ

 28 Şubat-08 Mart 2026  Açılış: 28 Şubat Cumartesi, 15.00  arthereistanbul Hayvan/Yaşam , Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi lisans öğr...