Bir
Zamanlar Hayvanlar
20231105036
Sos371
Özge İrem ÜNAL
Babam ve annem 35 sene önce evlerinden kopup
İstanbul’a gelmiş. Bizde sık sık içlerindeki gurbeti en azından bir süreliğine
örtsün diye memleketlerine gideriz. Şu an bu yazıyı yazarken de ordayım.
Ulaşımın kısıtlı olduğu bakkalın bile olmadığı o köyde. Burada insanların
yaygın sosyal aktivitesi birbirlerini ziyaret etmek. Bizim evde köydekilerin
buluşma duraklarından en gözdesi. Yaşlı genç fark etmeksizin herkesin tüm
konuşmaları günün sonunda hayvanlara bağlanıyor. Tüm hikayelerde at, inek,
köpek var. Eskiden daha yaygın olan bir hayvancılık yaşamları olduğu için
hikayelerin sonun hayvana çıkması çok öngörülebilir. Fakat yalnızca geçim
nesnesi olmasının ötesinde hepsi hayvanlarını bir özne olarak görüyor, birey
olarak. Köpeklerinden bahsederken mesela onların bir karakteri olduğunu es
geçmeden bir dosttan bahsediyorlar. Babam köpekleri Aslan’dan bahsederken
çocuğundan bahseder gibi gururlanıyor (zaten çocuğu sayılır), kaybı için
üzülüyor. Yıllar önce amcasının köpeğinin onu ısırmasından bahsederken bile “Acaba
neden rahatsız ettim de korkup saldırdı?” diyor. İyi kötü olsun anılar onlardan
bahsederken hep iyi bahsediyor. 17 Yaşlarındayken babamın yengesi ona bir tavuk
uzatıyor kesmesini bekliyor (bilemiyorum bir çeşit erkekliğe geçiş ritüeli
olarak da okunabilir) artık büyüdüğü için kesebileceğini, kıyabileceğini
düşünüyor. Babam kesmiyor, kesemiyor. Bu anıyı anlatırken “Ben onun nasıl
canını yakabilirdim ki? ” diyor. Sözde erkekliğinin zedeleneceğini bilerek
belki insanların onun korkusu ile dalga geçeceğini tahmin ederek ona kıymıyor. Kendini
düşünen insanı merkez alan bir anlatı kurmak isteseydi kurardı, yaşıtlarının
çoğu gibi ama kurmamayı seçti. O günden bugüne (55 yaşında şu an) hiçbir zaman
anlatılara kapılarak kendini var etmek için bir canlıya kıymamıştır. Hayvana
olan saygısı tüm canlıları bugün beni de kapsamaktadır. Gençken şehre inmek
için bahsettiği atı da ölen inekleri de babamın hikâyelerinde bir dosttur. Tabi
ki köy ve hayvan ilişkisi yalnızca babamdan ibaret değil. İnekleri, bol
gezintili tavukları, evlerini koruyan köpekleri işlerine yaramayı bıraktığında
örneğin hastalandığında gözden çıkarırlar, bir çeşit ölüme terk etme pratiği
sergilerler. Fayda ile ilişkilenen bağlar fayda ortadan kalktığında bir çırpıda
yok edilmeye açık hale gelir. Köy hayatında insanı merkeze alan bu anlatı
genellikle din ile temellendiriyor. “ Biz onu yiyelim diye yaratıldı, insan tüm
canlılardan en önemli olan.” Gibi sık sık duyacağınız sözler yaptıklarını
meşrulaştırmak içlerini rahatlatmak için bir seçenek. Tüm bu seçeneklerin
içinde babamın tutumu da sözleri de bir seçenek. Hayat seçeneklerle dolu ve
seçimlerimizle şekilleniyor. Yalnızca kendi faydamızı düşünerek yaptığımız her
seçim bir şiddeti doğuruyor. Hayvanla başlayan bu anlatı ilerledikçe insana da
değiyor. İnsan, faydası olmayan herkesi gözden çıkarmaya başlıyor. Kendi
varoluşunu yok etmek üzerinden kurmanın ötesine geçip tüm canlıların birlikte
var olduğunu herhangi birinin diğerinden üstün olmadığını var olma hakkı
olduğunu her gün kendimize hatırlatmalıyız. Seçimlerimizin yalnızca kendi
hayatımızla ilgili olmadığını hatırlamalıyız. Bugün İstanbul’un köpekleri,
yarın babamın inekleri, bir gün biz hepimiz bu şiddetin
seçenekleriyiz. Birlikte direnmek birlikte var olmak bir seçenek değil,
zorunluluk.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.