23 Aralık 2022

Marmara'nın Kayıp Göndergeleri

 

Marmara’nın Kayıp Göndergeleri

Osmanlı Devleti’nde 1800’lü yılların sonlarına kadar hayvanların korunması ve hayatın içinde birey olarak kabul edilmeleri halkın çoğunluğunun benimsediği bir hayat felsefesiydi. Osmanlıda köpekler sokaktaki günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçasıydı. Fakat değişen şehircilik anlayışı, artan nüfus, sanayileşme ve batılılaşma çabaları bu felsefeyi değiştirmeye başladı.[1]

           II. Mahmut dönenimde bir İngiliz, köpeklerin saldırması yüzünden hayatını kaybetmişti. Olayın üzerine İngiltere bir ültimatom göndermiş ve içeriğinde modern ülkelerde bu tarz cinayetlerin olmadığı, sokaklarda bir tane bile başıboş köpeğin bırakılmaması istenmişti.[2] Bunun üzerine 1827’de II. Mahmut, köpekleri Sivri Ada’ya sürme kararı aldı. Halk o dönem gerçekleşen depremleri köpeklerin Sivri Ada’ya gönderilmesine karşılık Tanrı tarafından gönderilen bir gazap olarak görüyordu. Zamanla bu o kadar yer eden bir düşünce haline geldi ki, II Mahmut sürgüne gönderdiği köpeklerden canlı kalanları tekrar İstanbul’a getirip sokaklara salmak zorunda kaldı. 


1865’e geldiğimizde Abdülaziz de tahta geçtikten 14 yıl sonra köpekleri toplattı ve halkın itiraz sesleri arasında tekrar Sivri Ada’ya gönderdi. Köpeklerin geri getirilmesinde bu sefer 1865 yangını etkili oldu. Bu olay “köpekler olsaydı yangını haber verirlerdi” şeklinde yoğunlaşan fikirleri arttırdı. Böylelikle sürgündeki köpekler şehre geri getirildi.
1900’lerin başında sayıları 60 bin ile 80 bin arasında olan sokak köpekleri, Osmanlıda kuduz salgını açısından önemli bir tehdit oluşturmaya başlamıştı. Buna çözüm olarak köpekler toplatılarak Topkapı’da eski siper çukurlarına konuldu. Fakat hem köpekler için ayrılan yer yetersiz kaldı hem de çıkarttıkları gürültü halk arasında büyük bir rahatsızlığa neden oldu. Hükümet halktan gelen bu şikayetlere kayıtsız kalamadı[3] ve 3 Haziran 1910 günü dönemin belediye başkanı Suphi Beysoyundu -tarafından kentteki köpeklerin toplanması kararı alındı. Bu kararın ardından bir “toplama kampı” uygulaması olarak 80 bin kadar köpek Hayırsız Ada’ya terk edildi. Köpekler açlık ve susuzluk içinde, kimi zaman birbirini yiyerek hayatta kalmaya çalıştılar.

Geçtiğimiz aylarda gündem olan Pitbull saldırılarıyla ilgili olarak sosyal medyadan gelen tepkilere baktığımızda özellikle bu türün imha edilmesi isteğinin vurgulandığı paylaşımlar gördük. Bu tepkilerin devamında birçok şehirde sokaktaki köpeklerinin zehirlendiğine ve belediye tarafından toplanıldığına dair haberlere rastladık. Kafamızı nereye çevirirsek çevirelim söz konusu insan olduğunda hayvanların her zaman “vazgeçilebilir olan”lar kümesine atıldığını görüyoruz. Her birinin kendine ait karakteri olduğu göz ardı ediliyor. Bu yolla Pitbull cinsi köpeklere yönelik nefret söylemi zehirleme vakalarında gördüğümüz “kimsesiz” olan sokak köpeklerinde somutlaşabiliyor.

Bu noktada Agamben’in “hukukun istisna hali” kavramsallaştırması önemli hale gelir. Neyin ihmal edilebileceğinin belirlendiği hukukun istisna halinde, gözden çıkarılabilenlerin belirlenmesinin ardından bir sınır çizilir. Sınır neyin içerilip neyin dışlanacağını belirler. İstisna addedilerek hukukun dışında bırakılan Homo Sacer, yasanın alanına dâhil olamaz, yaşamı hem ilahi hem insani açıdan değersizdir. Tüm değerlerden yoksun bırakılır. Öldürülmesi kutsiyet taşımadığı gibi, hukuksuz da değildir.[4]

Kafamızı nereye çevirirsek çevirelim söz konusu insan olduğunda hayvanların her zaman “vazgeçilebilir olan”lar kümesine atıldığını görüyoruz. Her birinin kendine ait karakteri olduğu ve bu karakterin hayvanların birlikte büyüdükleri insanın ona yönelik davranışlarının da etkisi ile şekillendiği göz ardı edilip, kayıp göndergelere dönüştürülüyorlar. Böylelikle, artık bir hayvan türüne gönderme yapan “köpekler” tek bir şeyi temsil eder hale geliyor: saldırganlık.

Kaynakça

Eylül Tuğçe Alnıaçık Özyer, “Toplumu Yeniden Düşünmek: Hayvanların Sosyolojideki Konumu”, Akademia Doğa ve İnsan Bilimleri Dergisi, 7/1 (2021).

Orhan Bahtiyar (2022). “İstanbul’da Hayvan Hakları’, İstanbul’un Nam Salmış Hayvanları”, İstanbul: İBB.

Özlem Sert (2014). “Hayırsız Adaların Dili Olsa”, Ankara: 20.

 

 



[1]Orhan Bahtiyar (2022). “İstanbul’da Hayvan Hakları’, İstanbul’un Nam Salmış Hayvanları”, İstanbul: İBB, 322.

[2]Özlem Sert (2014). “Hayırsız Adaların Dili Olsa”, Ankara: 20.

 

[3]Bahtiyar, “İstanbul’da Hayvan Hakları’, İstanbul’un Nam Salmış Hayvanları”, s. 322.

[4]Eylül Tuğçe Alnıaçık Özyer, “Toplumu Yeniden Düşünmek: Hayvanların Sosyolojideki Konumu”, Akademia Doğa ve İnsan Bilimleri Dergisi, 7/1 (2021):170.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

HAYVAN/YAŞAM SERGİSİ

 28 Şubat-08 Mart 2026  Açılış: 28 Şubat Cumartesi, 15.00  arthereistanbul Hayvan/Yaşam , Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi lisans öğr...