Çamuralem’in Süt Mandaları
Çamuralem projesini
gezerken gözüme ilk olarak mandaların sergide üretim birimi şeklinde ekonomik
bir unsur olarak yer alması çarptı. Havalimanı ve köprü yapımından doğrudan
etkilenenin üretici, dolaylı olarak etkilenenin ise mandalar olduğunu
hissettirdi. Bu da insan merkezcilik ve endüstriyel üretimde hayvan yaşamının
görünürlüğü üzerine yeniden düşünmeme sebep oldu.
Alnıaçık’ın söylediği gibi insanın yerleşik hayata geçmiş olduğu çok erken dönemlerden itibaren hayvanı kullanım alanına dâhil ettiği, bu birliktelikle beraber toplumsal varlığını inşa ettiği göz önünde bulundurulduğunda, ilişkinin nasıl kurulduğu, hiyerarşik yapısı, dönüşüme elverişliliği de önem arz eder.[1] Aynı zamanda bu ilişkiyi anlama ve ilişkinin göz ardı edilen gerçeklerini ifşa etmeye çalışmak hayvanlara dair bilme biçimimizin değişmeye başlamasının ön koşuludur. Proje alanının girişindeki bilgilendirme yazısının ilk paragrafında havaalanı inşasından etkilenen hayvanlar merkeze alınıyor. Bu, ilk anda çalışmanın insan merkezli olmadığını düşündürürken devamındaki paragrafların tamamen süt üretimi ve üretici hakkında olduğu fark ediliyor. Alanı gezerken mandalara dair (onların sütünden yapılmış muhallebi ve yoğurt dışında) neredeyse hiçbir şey görmüyoruz. Arka fonda duyulmakta olan bölge seslerinin çoğunluğunda ise mandaları çağrıştıran şey insanlar tarafından onlara takılan zilin sesleri oluyor. Dolayısıyla mandaların her birinin kendine ait biricik yaşamlarının göz ardı edildiği ve her birinin kayıp göndergelere[2] dönüştüğünü söylemek mümkün. Havaalanı inşaatından mandaların olumsuz etkilendiği aşikâr. Peki endüstriyel üretimde mandaların yaşadığı sömürü ve şiddet neden görünmez kılınıyor? Bu noktada Butler’ın vurguladığı yüzsüzleştirmek, isimsizleştirmek ve biyografisizleştirmek kavramlarının önemli olduğunu düşünüyorum. Gerçek yaşamların görünmezleştirilmesi ve yaşamın insan-merkezci biçimde yeniden inşa edilmesinin kendisi, kırılgan yaşam konumunun bir parçası olmaktadır.[3] Sergide mandaların belirgin bir yüzleri, bir isimleri ya da bir geçmişleri ve belirli bir karakteristikleri yoktur. Onlar mandadır. Böyle bir temsille yüzün silinmesi, özgün yaşam ve ölümlerin de silinmesi anlamına gelir.[4] Ezgi Burgan, ölümlerin ve sömürünün silinmesinin, öldürme eyleminin işleyişinin adının hayvancılık olduğunu ifade eder. Ve bu endüstri içerisinde kendisi olarak bir manda yoktur. Manda “süt mandası” olur.[5] Failliğin nasıl belirlendiğine baktığımızda Agamben’in “hukukun istisna hali” kavramsallaştırması önemli hale gelir. Neyin ihmal edilebileceğinin belirlendiği hukukun istisna halinde, gözden çıkarılabilenlerin belirlenmesinin ardından bir sınır çizilir. Sınır neyin içerilip neyin dışlanacağını belirler. İstisna addedilerek hukukun dışında bırakılan Homo Sacer, yasanın alanına dâhil olamaz, yaşamı hem ilahi hem insani açıdan değersizdir. Tüm değerlerden yoksun bırakılır. Öldürülmesi kutsiyet taşımadığı gibi, hukuksuz da değildir.[6] Agamben her ne kadar bu kavramları insanlar için kullanmış olsa da Özyer’in belirttiği gibi bu durum hayvanlar için de benzer süreçlere işaret eder: “İnsanlar gibi hayvanların da benzer süreçlerden geçirilerek ıskartaya çıkarılan hayatları, aslında gündelik deneyimin merkezinde, kurucu bir mevkide yer alır. Sınır sayesinde ahlaki mesafe tesis edilir, hayvanın “insan” olmayışı, daha doğru bir ifade ile hukuk tarafından tanınan “kişi” olmayışı, onu haklardan da muaf hale getirir.”[7].
Gelinen noktada Çamuralem projesinde insanın hayvanla olan ilişkisinin onun biricik varlığının göz ardı edilip, üretim nesnesi olarak toplumsal ağlara dâhil edildiğini görmekteyiz. Onları genel bir “hayvan” kategorisinin altına sıkıştırmaktan vazgeçip kendi yaşamlarındaki biricikliği belki de Haskell’in söylediği gibi onları kuzenlerimiz, akrabalarımız olarak görerek başlayabiliriz.[8]
Kaynakça
David George Haskell (2020). ‘Ağaç
Tepeleri’ ve ‘İzlemek’, Saklı Orman Bir Biyoloğun Doğa Güncesi, İstanbul: Ekofil.
Eylül T. Alnıaçık Özyer(2021).
‘Toplumu Yeniden Düşünmek: Hayvanların Sosyolojideki Konumu’, Akademia Doğa ve
İnsan Bilimleri Dergisi, 7(1)
Ezgi Burgan (2017). ‘Çoklu Türler
Etnografisi: Yüz Yüze Bir Araştırma İmkânı Üzerine Düşünceler’, Moment Dergi,
4(1).
[1]Eylül
Tuğçe Alnıaçık Özyer, “Toplumu Yeniden Düşünmek: Hayvanların Sosyolojideki
Konumu”, Akademia Doğa ve İnsan Bilimleri Dergisi, 7/1 (2021): 175.
[2]Ezgi
Burgan, “Çoklu Türler Etnografisi: Yüz Yüze Bir Araştırma İmkânı Üzerine
Düşünceler”, Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Kültürel Çalışmalar
Dergisi, 4/1 (2017): 121.
[3]Burgan,
“Çoklu Türler Etnografisi: Yüz Yüze Bir Araştırma İmkânı Üzerine Düşünceler, 122.
[4]Burgan,
“Çoklu Türler Etnografisi: Yüz Yüze Bir Araştırma İmkânı Üzerine Düşünceler, 121.
Burgan kendi makalesinde tartışmasını inekler hakkındaki
bir reklam filmi üzerinden yürütüyor. Ben bunu Çamuralem sergisi kapsamında mandalar
üzerinden okuduğum için “inek” yerine “manda” demeyi tercih ettim.
[5]Burgan,“Çoklu
Türler Etnografisi: Yüz Yüze Bir Araştırma İmkânı Üzerine Düşünceler”, 122.
[6]Özyer,
“Toplumu Yeniden Düşünmek: Hayvanların Sosyolojideki Konumu”,170.
[7]Özyer,
“Toplumu Yeniden Düşünmek: Hayvanların Sosyolojideki Konumu”, 170.
[8]David
George Haskell (2020). ‘Ağaç Tepeleri’ ve ‘İzlemek’, Saklı Orman Bir Biyoloğun
Doğa Güncesi, İstanbul: Ekofil, s.301.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.