18 Aralık 2022

Ferdinand’ın Beyanı

 2018 yılındaki Kurban Bayramı’nda satılmak üzere bulunduğu Rize’deki pazardan kaçarak ilk önce beş metrelik duvardan atlayan, sonrasında ise dört gün boyunca yüzerek Trabzon’a ulaşan Boğa Ferdinand, daha sonra AHBAP platformu tarafından satın alınarak İzmir Kemalpaşa’daki Kurtarılmış Çiftlik Hayvanları Barınağı’na yerleştiriliyor. Takip eden yıllarda Ferdinand’ın çiftlik gönüllüsü tarafından yapılan açıklamalarla sağlığının iyi olduğunu ve hatta baba olduğunu öğreniyoruz. ‘‘Fakat Ferdinand ve onun buradaki hiçbir arkadaşı kurban olarak karşınıza çıkmayacak, onlar bizim çocuklarımız. Hayatlarının sonuna kadar burada yaşayacaklar.’’

Ferdinand’ın hikayesinde ilk odaklanmak istediğim, hayvan pazarına ilk geldiği an ve orada ne hissettiği. Onun tehlikeye ve ölüme dair hissettiklerinin çok gerçek oluşu. Gelecek tehlikeleri sezebilen ve ölüme karşı duran Ferdinand’ın bu bakışı bize hem tanıdık hem de bir o kadar uzak. İnsanlar olarak hayvanlara bakışımız çoğunlukla onların bizim gibi düşünmediği ve hissetmediği üzerine. Hayvanların acı çekmediklerine dair kibirli ve kendinden menkul bakışımız da bununla bağlantılı. Ferdinand, kendi özgürlüğü gibi bilmediği denizlere atlamış birisi, bu bir gerçek. Ve bir gerçek olarak bizimle konuşuyor. Yaşamak için duvardan atlıyor, dört gün boyunca yüzüyor; yaşamak için her şeyi göze alıp kaçıyor. Bize Ferdinand’ın kendisi ve dostlarının başına geleceklerini sezmediğini kim söyleyebilir?

Her sene kurban bayramı zamanında haberlerde, hayvan pazarlarından insanların arasına can havliyle karışıp ortalığı da karıştıran ve çoğu zaman yakalanıp canını kurtaramayan Ferdinand’ları hatırlayalım. Medya kanallarının bunları eğlenceli bir macera gibi sunduğu zamanları da unutmayalım.

Binlerce hayvanın, onlarla hiç ilgisi olmayan sebeplerle, sadece insanların kurduğu sömürü hiyerarşisinde en altta oldukları için sınırları korunaklı alanlarda kapatıldıklarını biliyoruz. Hayvan sömürüsü ve katliamı aslında sadece kurban bayramında değil, her gün her saat endüstriyel tesislerde, çiftliklerde ve deney laboratuvarlarında gerçekleşiyor. Hayvanlara dair bakışımızda kimi zaman değişen ve politikleşen düşünceler olsa da değişmeyen ve yerleşmiş sistemler de bir o kadar gerçek. Hayvanlara dair bakışımız belki de o kadar da değişmiyor. Keza bu döngü yine de kırılmıyor. Güncel örnekler olarak, Konya hayvan barınağından gelen haberleri hepimiz gözlerimizle gördük ve izledik. Çok değil bir ay önce, Bitlis’te bir köpek tarafından ısırılan çocuk kuduzdan yaşamını yitirdiği için halk arasında bütün sokak köpeklerine dair itlaf düşüncesi örgütlenmeye çalıştı. 

Hayvanlar ve insanlar arasında eşit olmayan koşullar insan tarafından kendini sürekli bize dayatıyor. Ferdinand’ın yaşama olan direnci de bu coğrafyada birkaç istisnadan biri olarak kalıyor. Bunu Ferdinand’ın tam bir kurtuluş halinde olduğunu düşünerek söyleme niyetinde değilim keza halen onun beyanı, sadece bize düşündürdükleri ile sınırlı. Kurban olmaktan kaçsa da barınakta sürdürdüğü yaşam da hayal ettiği hayat mı,  bilemiyoruz. Hayvanlara dair bakışımız da belki tam olarak böyle bir şey. Soru sormaktan vazgeçmeden belki, ama her daim onlar ‘adına’ düşünemeyeceğimizi ve onları anlayamayacağımızı bilerek, yaşam alanlarımızın bize değen kısımları kadar bilebiliyoruz. Ferdinand’ın ünü de belki buradan geliyor. Belki döngüyü kırdığı, belki her zaman o göz ardı ettiğimiz ihtimalin gerçekleşmesinde ve az bir zaman dahi olsa kurban ya da kapatılmış olmaktan çok, bir özne olarak özgürlüğüne yüzebilmesinde. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

HAYVAN/YAŞAM SERGİSİ

 28 Şubat-08 Mart 2026  Açılış: 28 Şubat Cumartesi, 15.00  arthereistanbul Hayvan/Yaşam , Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi lisans öğr...