11 Ekim 2024

SOS371 Hayvanlar ve Toplum 2024-25 programı

  

SOS371 HAYVANLAR VE TOPLUM

HAFTALIK DERS AKIŞI

GÜZ 2024-2025

Doç. Dr. Özlem Güçlü

ozlem.guclu@msgsu.edu.tr



1.02 Ekim 2024: Giriş Dersi

. 

2. 09 Ekim 2024: Hayvanlar, İnsan Merkezlilik ve Sosyolojik Düşünce 

●      David George Haskell (2020). ‘Ağaç Tepeleri’ ve ‘İzlemek’, Saklı Orman Bir Biyoloğun Doğa Güncesi, İstanbul: Ekofil, 300-303; 304-308.

●      Brigid Brophy ([1965]2024). ‘Hayvanların Hakları’, Reflektif Sosyal Bilimler Dergisi, 5(2), 381-386.

https://dergi.bilgi.edu.tr/index.php/reflektif/article/view/356/203

●      Sezai Ozan Zeybek & Hilal Alkan (2021). ‘Meyve Sineği ile %61’, Salgın Sonrası İçin Ekolojik Manifestolar. İstanbul: MAD, 96-101.

●      Jonathan Balcombe (2020). ‘Önsöz’ ve ‘Acı, Bilinç ve Farkındalık’, Balıkların Bildikleri. İstanbul: Metis, 11-16; 85-100.

İnceleme:

●      Burak Özgüner (2019). ‘Belleksizleşirken Hayvanlar’, KaosGL. 

https://kaosgl.org/haber/burak-ozguner-in-anisina-belleksizlesirken-hayvanlar

 

2. 16 Ekim: Sosyal ve Beşeri Bilimlerin ‘Hayvan Dönemeci’

●  Eylül T. Alnıaçık Özyer (2021). ‘Toplumu Yeniden Düşünmek: Hayvanların Sosyolojideki Konumu’, Akademia Doğa ve İnsan Bilimleri Dergisi, 7(1): 163-182.

●      Cary Wolfe ([2009] 2021). ‘İnsan, Her Şey Hep İnsan: Beşeri Bilimler ve “Hayvan Çalışmaları”, KÜN Edebiyat ve Kültür Araştırmaları Dergisi, 1(1): 58-73.


Peter Singer (2005). ‘Hayvan Özgürleşmesinin 30.Yılı’, Birikim. https://birikimdergisi.com/dergiler/birikim/1/sayi-195-temmuz-2005/2379/hayvan-ozgurlesmesinin-30-yili/5909

İnceleme:

●      Jacques Derrida (2015). ‘Hayvanlara Karşı Suç’, e-skop. 

https://www.e-skop.com/skopbulten/pasajlar-hayvanlara-karsi-suc/2623

●      Giorgio Agamben (2019). ‘Başka Hayvanlarla Konuşmak’, e-skop.

https://www.e-skop.com/skopbulten/pasajlar-baska-hayvanlarla-konusmak/5236

 

4. 23 Ekim 2024: Araştırma Nesnesinden Birlikte-Araştırmaya, Metodu Yeniden Düşünmek I

●    Nihan Bozok (2024). ‘Çoklu Türler Etnografisi için Feminist İzlekler’, Feminist Tahayyül, 5(2), 148-178.

http://www.feministtahayyul.com/wp-content/uploads/2024/09/FT52-8-39.pdf

● Ezgi Burgan (2017). ‘Çoklu Türler Etnografisi: Yüz Yüze Bir Araştırma İmkânı Üzerine Düşünceler’, Moment Dergi, 4(1): 115-134.

 

İnceleme:

● Deniz Dölek (2024). ‘Hayvan Tarihi: Osmanlı-Türkiye Geçmişine Türlerarası Perspektifle Bakmak’, Reflektif Sosyal Bilimler Dergisi, 5(2), 241-260.

https://dergi.bilgi.edu.tr/index.php/reflektif/article/view/308/219

 

5. 30 Ekim 2024: Araştırma Nesnesinden Birlikte-Araştırmaya, Metodu Yeniden Düşünmek II

  • Semra Özlem Dişli (2022). ‘Birlikte-Yaşama: Ankara’da Kediler ve İnsanlar Üzerine Çoktürlü Etnografi’, DTCF Dergisi, 62:2, 1657-1690.

·  Eylül T. Alnıaçık Özyer. (2022). ‘Şaki’nin Öğrettikleri: Anlamlar, Sınırlar, Dünyalar’, İstanbul: Tellekt. 

 

İnceleme:

● Philippe Descola (2013). ‘Süreklilik Figürleri’, Doğa ve Kültürün Ötesinde, İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları, 9-33.

 

6. 06 Kasım 2024: Sanatların ‘Hayvan Dönemeci’

● Özlem Güçlü (2021). ‘Bu Filmde Hiçbir Hayvan Zarar Görmemiştir: Son Dönem Türkiye Sinemasında Hayvanlara Kötü Muamele Üzerine Bir Tartışma’, İnsan, Hayvan ve Ötesi: Türkiye’de Hayvan Çalışmaları, K.Özdoğan, M.F.Tatari, A.Bilgin (der.), İstanbul: Kolektif Kitap, 93-116.

●     Zeynep Özkazanç (2022). ‘Gerilimsiz Durumunda Bedensellik: Feminist. Sanat Pratiğinde İnsan-Hayvan İkiliği Ötesinde Temsil Olanakları’, Teorik Bakış: Dünyayı Paylaşanlar, 15, 283-304.

 

İnceleme:

●      Burak Özgüner (2017). ‘Bienalde Hayvan Hakları: Sanatta Her Şey Mübah mı?’, bianet. 

https://m.bianet.org/biamag/sanat/191173-bienalde-hayvan-haklari-sanatta-her-sey-mubah-mi

 

7. 13 Kasım 2024: Belgesellerle Hayvan Sömürüsüne Bakmak

●      Gary L. Francione ([2000] 2022). ‘Ahlaki Şizofrenimizin Tedavisi: Eşit Gözetilme İlkesi’, Hayvan Haklarına Giriş: Çocuğunuz mu Köpeğiniz mi?, İstanbul: İletişim, 177-206.

* Tom Regan (2005). ‘Hayvan Hakları İçin Temel Argümanlar’, Birikim.https://birikimdergisi.com/dergiler/birikim/1/sayi-195-temmuz-2005/2379/hayvan-haklari-icin-temel-argumanlar/5910

 

İzleme: 

●      Anima (Yön. Yusuf Emre Yalçın, 2021)

●      Ghosts in Our Machine (Yön. Liz Marshall, 2013)

 

İnceleme: 

●      Peter Singer (2013). ‘Hayvanlar Acıyı Hisseder mi?’, Hayvan Hakları ve Veganizm, İstanbul: Kült, 89-93.

 

8. 20 Kasım 2024: Vize Sınavı (Tarih değişebilir)

 

9. 27 Kasım 2024: Hayvanat Bahçeleri, Eğlence Sektörü ve Hayvan Yaşamı

●      Derya Acuner (2020). ‘Kafesin İki Tarafı: Atatürk Orman Çiftliği Hayvanat Bahçesi’nin Hafızası’, Şehir ve Hayvan, A. Alkan (der.), İstanbul: Patika, 147-197.

●      Rumeysa Çavuş (2022). ‘Aslan Cecil’i Nasıl Öldürdüm: Bir Big-Game Hunter’ın İtirafları’, Teorik Bakış: Dünyayı Paylaşanlar, 15: 249-262.

 

İnceleme:

●      Mehmet Sakınç & Orhan Küçüker (2023). ‘İlk Canlı Hayvan Koleksiyonları: Aslanhaneler’, Çekiç, Mercek ve Yelkovankuşları: Türkiye Doğa Bilimleri Tarihinden İnsanlar, Mekanlar, Anılar. İstanbul: İş Bankası Yayınları, 16-18.

●      ‘Tecrit Her Canlı İçin İşkencedir’, Mimarlıkta Dayanışmacı Taban Hareketi, e-skop.

https://www.e-skop.com/skopbulten/tecrit-her-canli-icin-iskencedir/5766

 

İzleme:

●      Blackfish (Yön. Gabriela Cowperthwaite, 2013)

 

10.  04 Aralık 2024: Endüstriyel Hayvancılık, Hayvan Yemek ve Veganlık 

●      David Degrazia (2006). ‘Et Yeme’, Hayvan Hakları, Ankara: Dost, 105-122.

●      Derek Ryan (2019). ‘Hayvanları Yemek’, Hayvan Kuramı Eleştirel Bir Giriş, İstanbul: İletişim, 205-227.

●      Valery Giroux & Renan Larue (2021). ‘Karnizm: Kırılgan Bir Hegemonya’ ve ‘Veganların Felsefesi’, Veganizm, İstanbul: İletişim, 13-35; 37-57.

 

İnceleme: 

●      Jonathan Safran Foer (2012). ‘Öyküler Anlatmak’, Hayvan Yemek, İstanbul: Siren, 7-24.

●      Deniz Diler (2024). ‘Konuşabilselerdi Et Tavukları Bize Ne Derdi?’, Reflektif Sosyal Bilimler Dergisi, 5(2), 435-443.

https://dergi.bilgi.edu.tr/index.php/reflektif/article/view/342/207

 

11.  11 Aralık 2024: Kentte Hayvanlarla Birlikte-Yaşam I

●  Mine Yıldırım (2024). ‘Sürgünden itlafa, “mahallinde öldürmeden” ötanaziye ve barınaklara: Hayırsızada Vâkâsının ardından İstanbul’da sokak köpekleri’, Reflektif Sosyal Bilimler Dergisi, 5(3).

●    Ekrem Işın (2016). ‘Dört Ayaklı Belediye: İstanbul’un Sokak Köpekleri’, Dört Ayaklı Belediye: İstanbul’un Sokak Köpekleri. İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, 8-21. 

●   Eylül Alnıaçık (2024). ‘Rezil Kedilerin Yaşamı veya Barınakların Doğuşu: Almanya Örneği’, Reflektif Sosyal Bilimler Dergisi, 5(2), 261-278.

https://dergi.bilgi.edu.tr/index.php/reflektif/article/view/323/197

 

İnceleme: 

·      Irvin Cemil Schik (2010). ‘İstanbul’da Gerçekleşen Büyük Köpek İtlafı: Bir Mekan Üzerinde Çekişme Vakası’, Toplumsal Tarih, 200, 22-33.

 

İzleme:

●      Hayırsızada [Chienne d’histoire] (Yön. Serge Avedikian, 2010) https://vimeo.com/952677575

 

12. 18 Aralık 2024: Kentte Hayvanlarla Birlikte-Yaşam II

●   Mine Yıldırım (2019). ‘Hayvan Tecritinin Dışı ve Ötesi: İstanbul’da Sürgün, Yıkım ve Şiddet Coğrafyaları’, Beyond İstanbul, 4, 87-99. 

●    Kiraz Özdoğan (2024). ‘Sokak Köpeği Sahiplenme Deneyimleri: Özel Olan Politiktir’, Reflektif Sosyal Bilimler Dergisi, 5(2), 279-305.

https://dergi.bilgi.edu.tr/index.php/reflektif/article/view/326/223

●      S. Ozan Zeybek (2020). ‘Sokağa Düşenler, Aileye Katılanlar: Köpek Merkezli Bir Şehir Analizi’, Türkiye’nin Yakın Tarihinde Hayvanlar: Sosyal Bilimleri İnsan Olmayanlara Açmak, İstanbul: Nota Bene, 93-107. 

 

13. 25 Aralık 2024: Yoldaş Türler, Merak, İhtimam ve Etik Yükümlülükler  

● Dona Haraway (2009). ‘Siborglardan Yoldaş Türlere: Teknobilimde Akrabalığı Yeniden Şekillendirmek, Başka Yer, İstanbul: Metis, 223-256.

● Oğuz Karayemiş (2023). ‘Teşekkürler Proteo, Teşekkürler Yoldaş’, terrabayt, 12 Şubat. https://terrabayt.com/yasam/tesekkurler-proteo-tesekkurler-yoldas/

●   Mine Yıldırım (2023). ‘Tanıklık, Sorumluluk ve İhtimam Politikası Olarak Afetlerde Hayvan Kurtarma’, Sanat Dünyamız, 195, 22-26. 

 

İnceleme:

● Karun Çekem, Dilan Çekiç, Beyza Şık, Hande Şiri, Zeynep Türidi (2024). ‘Kampüslerde Hayvanlarla Birlikte Yaşamak’, Reflektif Sosyal Bilimler Dergisi, 5(2), 391-408. 

https://dergi.bilgi.edu.tr/index.php/reflektif/article/view/357/205

●     Ezgi Burgan (2022). ‘Yakari ile Akraba: Spiritüel İletişimden Çoktürlü Bir Dostluğa’, Teorik Bakış: Dünyayı Paylaşanlar, 15, 263-282.

 

İzleme:

●      ‘Dayanışma seçenek değil, yükümlülük: Donna Haraway’le Yeniden Dünyevileşme Çağı Üzerine Video söyleşi’ (2020). 1+1 express.     https://birartibir.org/dayanisma-secenek-degil-yukumluluk/

 

14. 01 Ocak: Yılbaşı tatili. 

 

Güzel bir dönem olması dileğiyle ☺

 

06 Şubat 2024

İSTEYİNCE HER ŞEY MÜMKÜN: VEGAN KASAP LİMONİTA

    Çok iyi hatırlıyorum, bu yaz arkadaşlarımla bir parkta oturmuş piknik yapıyorduk. Ve sohbet esnasında bir anda arkadaşım okuldaki vegan arkadaşından bahsetmeye başladı. İşte, “Onunla dışarı çıktığımızda doğru düzgün yiyecek bir şey bulamıyoruz. Bu yüzden onunlayken fazla yemek yiyemiyorum.” tarzında şeyler söylemişti. Ben de et yiyenlerin savunucusu rolüne bürünüp, “Nasıl böyle bir şey olur? Vejetaryenliği anladım da veganlık da neymiş? Günümüzde bir trend başlatmışlar adına da veganlık demişler!” gibisinden cümleler kurmuştum. Evet... Yaklaşık 4 ay önce, henüz veganlığın ne demek olduğunu bile bilmeden, cahilliğimle bu tarz şeyler söylemiştim. Ve şu anda bu söylediklerimden her ne kadar pişman olsam da zamanı geriye alamam.

   Eskiden veganlığın sadece et yemekten kaçınmak olduğunu düşünürdüm ve benim gibi (daha doğrusu eski ben gibi) düşünen insanların sayısı çok fazla. Halbuki vegan olmak sadece bundan ibaret olan bir şey değil. İşin arka planına baktığımızda veganlığın birtakım ilkelere sahip olan bir yaşam biçimi olduğunu görüyoruz. Ve işte tam da bu ilkeler doğrultusunda veganlar hayvan sömürüsüne, “katliamına”, hayvanların yaşam haklarının ihlal edilmesine ve daha pek çoğuna karşı seslerini çıkarıp tepkilerini ortaya koyuyorlar. Pek çok insanın yapamadığı bir şey bu. Günümüzde hayvanların yaşam koşullarının kötülüğüne ve işkence edilerek kesilmesine duyarlı olan insanların sayısı epey artmakta ise de veganların aksine, söz konusu hayvanların etinden, sütünden, yumurtasından veya kürkünden vazgeçmek olduğunda bir anda sesleri duyulmaz oluyor. Hiçbir şey yokmuş gibi üç maymunu oynamaya başlayıveriyorlar birdenbire. Sessizlik, bir anda onları koruyan sığınakları haline geliyor ve “... [onları] suçluluk duygusundan ve aynı zamanda hayvan sömürüsünün sebep olduğu devasa ahlaki sorunlar karşısında güçsüz hissetme[kten] koru[yor].” (Giroux ve Larue, 2021, s.19)

   Vegan Kasap Limonita ise bana göre veganlığa açıklık getirmesi bakımından çok kıymetli bir noktada duruyor. İnsanların sadece bitkisel ürünler tüketerek yaşamlarını idame ettirebilecekleri günümüzde bilinen bir gerçek. Yani illaki canlı olan hayvanları, onların yaşam haklarını ihlal ederek ve onları feci şekillerde öldürerek “karnımızı doyurmamız” gerekmiyor. İşte insanlara bunu açıklama konusunda Vegan Kasap Limonita önemli bir kaynak rolünü üstleniyor. Ürünlerinin neredeyse tamamını kendisi üreten ve ürün yelpazesinde, sadece bitkisel malzemelerden yapılan et çeşitlerine de yer veren Vegan Kasap Limonita, aslında etsiz bir yaşamın mümkün olduğunu ve insanların sandığı gibi vegan olmanın çok da zor olmadığını bize kanıtlıyor. Tabii sadece bu da değil, bence aynı zamanda et yiyen insanlara da kendisini sorgulatan bir konumda bulunuyor. Çünkü, “Biz sadece vejetaryenlere ve veganlara özel hizmet veren bir dükkanız.” tarzı bir söylemdense et yiyenleri de kucaklayan, onları yeni tatlar keşfetmeye teşvik eden bir söylem kullanıyor. Açıkçası ben blog yazım için Vegan Kasap Limonita’yı araştırırken internet mağazasına baktığımda hem veganlar için hem de vegan olmasalar bile bu beslenme tarzını merak edenler için kapsamlı bir ürün yelpazesi olduğunu gördüm. Aslında bu bir bakıma, vegan olmak isteyip de et, peynir vb. yiyecekleri tüketmekten bir türlü vazgeçemeyen insanlara, içeriğinin sadece hayvansal olmaması bakımından farklılaşmasıyla, vegan olunca da bu ürünleri tüketebileceklerini onlara söylüyor. Ve belki de hayvanlara yapılan bu zulümden etkilenen ancak onların etini yemekten de vazgeçemeyen insanlara ilham kaynağı oluyor.

   Veganlar bize hayvansal herhangi bir ürün tüketmeden de yaşayabileceğimizi gösteren canlı kanıtlar olarak duruyorlar. Ve onları temsilen Vegan Kasap Limonita, bitkisel malzemelerden ürettiği et ürünleriyle de bunu destekleyen bir noktada duruyor. O zaman burada şu soru aklımıza geliyor: “Madem biz hayvan eti yemeden de yaşayabiliyoruz. O zaman neden bazılarımız hala et yemeye devam ediyor? Et yemek doğuştan gelen bir şey mi, yoksa bize öğretilen ve sonrasında alışkanlık haline gelen bir davranış mı? Şöyle bir dönüp geniş perspektiften baktığımızda aslında “Etle ilgili damak tadının insan için doğal olmadığının kanıtlarından biri, çocukların bu türden gıdaya ilgisizliğidir.” (Rousseau’dan akt. Ryan, 2019, s. 206) Eğer biz çocukken et yemeye karşı ilgisizsek o zaman ete ilgi duymaya yönlendirilmiş olduğumuz sonucu çıkıyor. Neticede bizi et yemeye yönlendirenin, “...etle ilgili yaygın damak tadına [sahip olmamıza] yol açan [şeyin ise] kültürel beklentiler” (Ryan, 2019, s. 206) olduğunu anlıyoruz.

   Artık et yemeyi öğrendiğimizin ve bunun kültürel beklentilerden kaynaklandığının farkındayız. Ama iş et yemekten vazgeçme noktasına geldiğinde hala birçoğumuz duraksıyoruz. Bunun nedeni ise “...et[in] birçok insana lezzetli gel[mesinden] duyulan haz ve etyemez bir beslenme rejimine geçip bunu sürdürmek bir parça çaba gerektirdiği için rahatlık[tır].” (Degrazia, 2006, s. 114) İşte bu noktada Vegan Kasap Limonita, hayvanların yaşam hakkını hiçbir şekilde ihlal etmeden, adeta bu dünyada isteyince her şeyin mümkün olduğunu bizlere kanıtlamak istercesine, içeriğinde sadece bitkisel ürünler bulunan et ürünleriyle insanlara alternatif bir yol sunuyor. Bizlere hayvanlar olmadan da et yiyebileceğimizi gösteriyor.

   Vegan Kasap Limonita ile ilgili ilgimi çeken bir başka şey ise ismi oldu. Bilindiği üzere kasaplık, vegan düşüncesine aykırıdır. Her şeyin ötesinde ürünlerinde hiçbir hayvansal kaynak kullanılmayan bir mekan, neden isminde kasap kelimesini bulundurur, diye de düşünmüyor değil insan. Tamamen bitkisel ürünler satan bir işletmenin, ismiyle bile insanları düşündürerek onlara farklı bir bakış açısı kazandırması çok manidar geldi bana. Çünkü insan bu ismin üzerine düşününce fark ediyor, yapılan “kelime oyunundaki” ironiyi  ve Vegan Kasap Limonita isminin ardındaki mesajı: “Evet, biz hiçbir hayvansal kaynak kullanmıyoruz ama biz de et üretiyoruz. İsteyince her şey mümkün! ”

Kaynakça

Degrazia, D. (2006). Hayvan Hakları. Ankara: Dost .

Giroux, V.- Larue, R. (2021). Veganizm. İstanbul: İletişim .

Ryan, D. (2019). Hayvan Kuramı Eleştirel Bir Giriş . İstanbul: İletişim.

 

04 Ocak 2024

Yeni Yaşamı Birlikte Kurmak: Değişen Pratikler ve Düşünsel Eşikler


Üç sene önce sokaktan bulduğum, evimize “neşe katsın” diye getirdiğim kedilerle şimdilerde ortak bir evi, bir hayatı paylaşmanın ne demek olduğu üzerine düşünmeye başladım. Evimdeki hayvanlardan başlayarak sokaklara giden bir düşünsel süreçten bahsediyorum aslında. Bu süreç size vicdani gözükebilir ama beni düşünmeye iten şeyin kendisi bu oldu.


Sosyal medyada gezinirken ya da metroda yolculuk yaparken gözümüzün takıldığı ekranlarda kedilere hepimiz aşinayız. “Oyuncaklaştırılmış” kediler, zararsız ve bizi eğlendiren bir noktada duruyorlar sanki. Hayvanlar genellikle etrafımızdaki dünyayı renklendiren, bizlere sevinç ve eğlence katan varlıklar olarak kabul edilirler. Ancak, onların varoluşları sadece bizim eğlencemiz için mi var, yoksa ortada göz ardı ettiğimiz bir yaşam pratiği ve gerçekliği mi var?


Birçok hayvan türü, insanlar için eğlence kaynağı olmanın ötesinde bir yaşam pratiği içinde var olur. Onların yaşamları, kendi iç dünyaları ve ihtiyaçlarıyla doludur. Bu gerçeklikleri, onları sadece eğlencemiz için bir araç olarak görmek yerine, kendi hakları ve yaşamları olduğunu anlamamızı gerektirir. Bu gerçeği göz ardı ettiğimiz zaman; hayvanlar için “ideal” bir davranış biçimi yaratma, bu ideal biçime uymayanları da ötekileştirdiğimiz bir denkleme yol açıyor.


Ben kedileri ilk eve aldığım zamanlarda çok eğlenceli vakitler geçirdiğimizi hatırlıyorum. Fakat ilerleyen zamanlarda bu hayvanların kendi yaşam pratikleri olduğu, bu pratiklerin “insanlaştırılmış” olmadıklarını anlamam bir sürecin sonucu oluştu. Başka bir deyişle, insanlaştırılmış yaşam pratikleri, hayvanların doğal davranışlarını değiştiren veya engelleyen durumları ifade ediyor. Bu, hayvanları insanın beklentileri ve yaşam tarzına uydurma anlamına gelebiliyor.


Bir başka anlama/anlamlandırma aşamasına da yakın zamanda geçtim. Aile evimde bulunan kedilerimi (Kastamonu), İstanbul’a getirmeye karar verdik. Bu karar da aşamalı olarak gerçekleşti. İlk başta Küçük Kafa sonrasında Beyaz geldi. İsimlere takılmadan hikayeme devam edecek olursam, kedilerin eve geldikten sonra hareketlerinde anlamlandıramadığımız değişiklikler yaşandığını gözlemledik. İki kardeş birbirlerine tanıyamıyorlar ve sürekli kavga ediyorlardı. Anlattığımız herkes hayvanların böyle bir farkındalıklarının olmadığını, kedileri vefasız olmakla suçlarken zaman ve mekan kavramını ne kadar görmezden geldiklerini şimdilerde fark ediyorum.


Bir kediyi uzun zamandır yaşadığı yerden ayırıp başka bir ortama getirdiğimizde, kedinin yaşadığı psikolojik değişimi “vefasız, nankörlük vs.” diyerek adlandırmak yapılan en acımasız eleştiri olmuştur kuşkusuz. Ayrılık süreçlerinin 6. Ayını tamamlayan kedilerimin durumlarında bir değişme olmadı ama benim bakış açımda kesinlikle bir değişim oldu. Sürekli apartmana girdiği için yaşadığı ortamdan alınıp Kadıköy/Moda’ya bırakılan “Kesik Kuyruk” bakış açımın değişmesinde çok etkili oldu. Aslında bu örnekleri günlük hayatımızda defalarca yaşarken bir bilinç oluşturamamış olmamız, hayvanlar üzerindeki düşünsel gerçekliğimizin kısıtlılığı ile alakalı bir durum. Bu engelleri aştığımız zaman, birlikte yaşamanın ne demek olduğunu anlayacağımızı düşünüyorum.


Beyaz ve Küçük Kafa




03 Ocak 2024

Donna ile Yoldaş Türler

 


Dönemin son dersinde konuk hocamız Donna ile yoldaş türler etiğini tartıştık. 

29 Kasım 2023

 

GÜZEL VE HAYVAN


Edebiyat, sinema ve medya da hayvan temsillerinin kendisi bir politika olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle de çizgi filmlerde ve fabl hikayelerde kullanılan ana karakterin örneğin Tilki'nin, Aslan'ın ya da bir Panda’nın hikayesinin kendi biricik yaşamı etrafında dönmediğini veya ana karakterin hikayesinin belirli şekil ve kalıplar ile bir araya geldiğini görmekteyiz. Hayvanlar genel de ana hikâyenin etrafında aktığı ya da kendisi olarak hikâyede karşımıza çıkmamaktadırlar. Yabanlığı ile vahşiliği ile tasarlanan kalıplaşmış karakterler olarak ya da en iyi arkadaşım kedi, köpek gibi temsil edilmektedirler. Her ne kadar ana rolde kedi, köpek veya aslan gibi görüyor olsak da anlatım tercihlerinde köpekliğin, kediliğin değil insan olanın hikayesi anlatılmaktadır. 


İnsan olmayan Hayvana ve insana ait özelliklerin bir vücutta melezlenerek anlatılmasını aktaran 1946 Fransa yapımı romantik fantezi filmi Güzel ve Hayvan (Beauty and the Beast) örneği üzerinden temsil ilişkisindeki silme ve görünmezliğe odaklanmak istiyorum. Film Jeanne- Marie Leprince de Beaumont’un güzel, genç bir kız ile canavara dönüşmüş bir prensi konu alan masalına dayanmaktadır. 


Film de Canavar karakteri birçok hayvan uzuvlarının ve insanın fiziksel özellikleri ile harmanlanmış bir görünüşü sergilemektedir.  Görünüşte kullanılan boynuzlar, aslanın kafa şeklini betimleyen yüz hat şekilleri, tüm vücudu saran yoğun tüyler ile sadece hayvana ait genel- geçer fiziksel özellikler karakterde vücut bulmaktadır.  



Türkiye de ise ilk 1991 yapımında Güzel ve Çirkin adı ile gösterime sunulmuştur.  Çirkin karakteri, 1991 de yayınlanan Hayvan karakterinden farklı olarak filmde betimlenen karakter görüntüsü bu defa hayvan türlerinden ‘Aslan’ ile daha çok ortak fiziksel görünüş ile karşımıza çıkmaktadır. Filmi izlediğimizde ‘Canavar veya Çirkin’ olarak adlandırılan yaratığa dönüştürülen insan, sadece görünüş olarak ‘insan ’değildir. Dolayısıyla hikâyede insan olanın yaşadığı deneyim ve olay örgüsünü daha iyi resmetmek ve anlatmak için hayvana ait özellikler araç sallaştırılmıştır. Anlatısal olarak arka planda olan ama görsellerde ön plan da olan hayvan, sembol olarak işlevde bulunmaktadır. Halit Ziya Uşaklıgil’in ‘Zerrin’in Hikayesi’ metnindeki olay örgüsünde olduğu gibi hayvan mecaza ve sembole indirgenmektedir. Zerrin’in Hikayesindeki metinde geçen bütün bir hikâye kediyi anlatmaktadır fakat kedinin aracılığı ile anlatısal olarak parça da ‘Kadın’a ’vurgu yapılmaktadır. Hayvan orada bir alegori bir mecaz olarak karşımıza çıkmaktadır. Çoğu zaman da insan üzerinden anlatılan bir hikâyenin risk oluşturmasından dolayı hayvan sembolleri ile de metinler anlatılabilmektedir. Bir metnin, bir filmin ne anlatıldığından çok nasıl anlatıldığı önem kazanmaktadır. 

 KAYNAKÇA: 

·       Halid Ziya Uşaklıgil ([1935]2021). ‘Zerrin’in Hikayesi’. Geçmiş Zaman Kedileri: Türk Edebiyatından Kedi Metinleri (1870-1950), Fatih Altuğ (der.). İstanbul: Turkuvaz. 

 

HAYVAN/YAŞAM SERGİSİ

 28 Şubat-08 Mart 2026  Açılış: 28 Şubat Cumartesi, 15.00  arthereistanbul Hayvan/Yaşam , Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi lisans öğr...