15 Aralık 2022

Çamuralem Sergisi'ne Bakış


Büyükdere35’te sergilenen Çamuralem işine dair bir şeyler söylemeye, Yeşil Gazete’de yayımlanan Çamuralem’e dair köşe yazısı ve bu köşe yazısının içeriğine dair şeylerin altını çizerek başlamak gerekiyor sanırım. Akgün İlhan’ın köşe yazısında dikkat çeken noktalardan biri mandaların kendisine dair bir anlatının aslında içerikte pek de yer almaması. İlhan’ın ağırlık verdiği nokta kuzey ormanlarına yönelik tahribat ve bu tahribatın küçük işletmelere verdiği zararın altını çizmek. Elbette bu konular da konuşulmaya değer fakat mandalar üzerinden konumlanan bir işin aslında mandalara dair insan-merkezli bir anlatıdan ibaret oluşunu gözler önüne seriyor. Yani bu ekolojik yıkıma mandaların hikayesi, yaşamı üzerinden hayır demek yerine insanların uğrayacağı, uğramakta olduğu kayıplara dair bir “hayır” üzerinden anlatı gerçekleştiriliyor hem Çamuralem işin de hem de yazının kendisinde. Nitekim bu durum İlhan’ın “…Mandaları ve mandalarına evlatları gibi emek veren insanları tanıdınız mı? Manda kaymağına bal katıp simitle yediniz mi? Ya da manda yoğurdundan yapılmış bir bardak ayran içtiniz mi? Bu sorular, nerde eksik kaldığımızı ve nelerden mahrum bırakıldığımızı gösteriyor” (İlhan,19 Eylül 2022) şeklindeki ifadesiyle açıkça ortada. Diğer bir deyişle “…gelinen noktada insanın hayvanla olan ilişkisi onun tekil varlığının göz ardı edilip, kullanım ve ekonomik değeri üzerinden toplumsal ağlara dahil edildiğini, bu ilişki biçiminin önceliklendirildiğini görmekteyiz” (Alnıaçık Özyer, 2021:175).

  Büyükdere35’te konumlanan muhallebi dükkanındaki muhallebilerin ve dükkandaki yiyecek, içecek her şeyin[1] manda bedeni üzerinden sağlanması bize bu işin sergileme biçimine dair bir şeyler söylüyor. Bunlardan ilki, mandanın o sergide bir özne olarak var olmasından ziyade onun bedeninden yararlandığımız bir “nesne” olarak temsillenmesi. “İnek,  kendi yok oluşu ve temsil edilmesi üzerinden bir besin olarak var olabilir. İneğin yüzü ve ortamı, gıda, medya ve toplumun bütün diğer kurumlarında sistematik bir şekilde işleyen normatif iktidar tarafından daima yeniden çizilerek üretime sokulmak zorundadır” (Burgan, 2017:121). Keza bu durum sergide de mandaların temsil şekliyle yeniden üretime sokulmuştur. İkinci bir nokta ise mandaların, Butler’ın deyişiyle “radikal silme”ye maruz kalmaları. Serginin kendisi mandaların ve mandaların yaşam alanlarının yok olması tehdidine karşı bir anlatı sunduğunu vadediyor fakat sergide mandalara dair görebildiğimiz şeyler mandaların “kullanım değerine” ilişkin. Mandaların yapıp etmelerine, mandaların yaşam şekillerine dair bir şeyler göremiyoruz. Sergi mandalarla aramızda bir mesafe, “öteki” barındırıyor ve biz mandaların hayatlarına dair bir refleks kazanamıyoruz. Bu refleks kazanamayış ve mesafe benim için en çok insan yapımı çömleklerle[2] ve manda- insan ilişkisine dair anlatının manda kelimesi geçen türkülerle kurulmuş olmasıyla keskinleşti. O sözler aynada olduğu zaman sanki biz hiç o mandaları bir “tüketim nesnesi” olarak kullanmamış hiç sütünü içmemişiz ve onunla hiç bu yol üzerinden karşılaşmamışız sığlığı da veriyordu. Sanırım demek istediğim şey Butler’ın şu ifadesiyle denkleşmekte: “…Bir inek hiç olmamış, o ineğin hayatı hiç yaşanmamış olduğunda, o inek hiçbir zaman da öldürülmemiş, o cinayet gerçekleştirilmemiş olur. Hayvanlar ‘kesilir’, ‘üretilir’, ‘kurban edilir’ ya da ‘telef olurlar’; fakat öldürülmezler” (Burgan, 2017:123). Öte yandan ekolojik tahribata ilişkin bir şeyler de söylemek gerekirse aslında bu noktada görülüyor ki “İnsanlar biyolojik ve politik yaşamın alanı olan bios alanına dahil edilirken, hayvanlar, bitkiler, mantarlar ve mikroplar, öldürülebilir olanların alanı olarak zoe ya da çıplak hayat alanına dahil edilmemişlerdir” (Agamben, 2012;  akt. Burgan, 2017). Rant ve insan merkezli bir ekolojik kıyımın gerçekleştirilme çabası mandalar başta olmak üzere diğer pek çok canlı türünün gözden çıkarılışını ve kimin “yaşamaya değer” oluşunu ve kimlerin yaşam haklarının görünür kılındığını gözler önüne seriyor. “İnsan türünün önceliklendirilmesi ilk bakışta garip bir anlaşılırlıkla karşılanmaya müsait gibi görünüyor. İnsan için hayati bir tehlike içeren duruma karşı insan olmayanın kırılgan pozisyonu, kendi türünü önceliklendirmen gerektiğine dair doğallaştırılmış inanç ve kabuller” (Alnıaçık Özyer, 2022:1). Bu doğallaştırılmış inanç ve kabullerin izlerini nitekim Çamuralem işinin sergileniş biçiminde ve işin yaratıcılarının mandalara dair nasıl bir okuma yaptığını görebiliyoruz. Bu duruma ek olarak “…ekolojik dengenin korunmasının dünyanın üzerindeki yaşamın biyolojik sürerliliği için zaruriyeti dile getirilir. Bu ifade doğrudur. Fakat eklenmesi gereken etik/ontolojik bir katman daha mevcut. Türlerin yok oluşu sadece, peşinden başka türlerin yok oluşunu da tetikleyeceği için değil, herhangi bir varoluşun yok oluşunun gerçeklikte yaşanan bir kayıp olmasıyla da önem arz eder” (Alnıaçık Özyer, 2022: 1-2). Çamuralem işinde de aslında kuzey ormanları tahribatının her bir canlı için ayrı bir yıkım süreci içerdiğine dair bir önemliliğin ve tekilliğin üzeri çizilmiş, insan-merkezci “kaygıların” yer aldığı (manda sütü tüketimi, yerel işletmecilerin ekonomi politiği gibi) bir bakışa yer verilmiştir.

[1] Bkz. görsel kaynaklar kısmındaki ilk iki fotoğraf 

[2] Bkz. 3. ve 4. fotoğraflar


Görsel Kaynaklar

















































Kaynakça

Alnıaçık Özyer, E. (2022). Şaki’nin Öğrettikleri: Anlamlar, Sınırlar, Dünyalar. İstanbul: Tellekt, 1-17.

Alnıaçık Özyer, E. (2021). Toplumu Yeniden Düşünmek: Hayvanların Sosyolojideki  Konumu, Akademia Doğa ve İnsan Bilimleri Dergisi, 7(1):163-182.

Burgan, E. (2017). Çoklu Türler Etnografisi: Yüz Yüze Bir Araştırma İmkanı Üzerine Düşünceler, Moment Dergi, 4(1): 115-134

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

HAYVAN/YAŞAM SERGİSİ

 28 Şubat-08 Mart 2026  Açılış: 28 Şubat Cumartesi, 15.00  arthereistanbul Hayvan/Yaşam , Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi lisans öğr...