27 Kasım 2024

Kuş Gözlemciliği

Kuşlarla Paralel Bir Hayat


    Kuşlar, görünürlükleri ve sesleriyle insan algısına hitap eden türlerden biridir. İnsanlar, kuşları estetik ve akustik özellikleriyle çekici bulduğu için, kuş gözlemciliği diğer hayvanları izleme etkinliklerine göre daha yaygın hale gelmiştir. Diğer hayvan türleri, özellikle balıklar gibi sessiz veya gözlemi zor olan türler, insan ilgisinin dışında kalmaktadır. Bu seçicilikle, insan diğer canlılara yönelik yaklaşımında yalnızca kendi algısına hitap eden türlere öncelik verir. Örneğin, Şekercioğlu’nun çalışmasında, kuş gözlemciliği dünyanın birçok yerinde hızla büyüyen, doğa sevgisine teşvik eden ve daha fazla koruma bilinci yaratabilecek bir hobi alanı olarak anlatılmaktadır. Ancak bu artış kuş gözlemciliğinin bir ekoturizm alanı oluşuyla bağlantılıdır yani bunun böyle oluşu kuş yaşamının değer görmesinden ziyade kuş gözlemciliğinin insanlara ekonomik fayda sağlamasından kaynaklanmaktadır. (Şekercioğlı, 2002).

   Kuş gözlemciliği, onların davranışlarını anlamak için bir yol gibi görünse de, bu yöntem aslında son derece sınırlıdır ve insanmerkezci bir yaklaşıma dayanır. Kuşları bir araştırma nesnesi olarak sabitleştirmek, onların öznelliğini göz ardı eder. Kuşların şarkıları ile insan müziği arasındaki ilişkiyi inceleyen Bernhard Hoffmann’ın çalışması, insanmerkezci bir çerçeveye sıkışmış disiplinler arası mesafeyi sorgulayabilmemiz için önemli bir örnek oluşturur. Hoffmann, kükürt tepeli kakadu kuşlarının ritmik senkronizasyon yeteneklerini gözlemleyerek, müziğin sadece insana özgü bir yetenek olmadığını ortaya koyar. Bu çalışmasında kuşların öznelliklerini kısmen kabul ediyor olsa da, çalışmasını yalnızca insan estetik değerleri ile değerlendirmesiyle insanmerkezcilikten uzaklaşamaz. Ayrıca bu araştırmada halkalama ve kayıt cihazı gibi yöntemler kullanması etik sorunları beraberinde getirir. (Aydın, 2020) 

  Kuşları bireysel olarak tanımak amacıyla, zarar verilmeyeceği iddiasıyla ağlar kullanılarak yakalanmaları, tür, yaş ve cinsiyet gibi bilgilerin kayıt altına alınması ve ardından cihaz takılması, Hoffmann’ın çalışmasında da görülen yaygın etnografik araştırma yöntemlerinden biridir. Ancak bu tür yöntemler, kuşların bedenlerini Judith Butler’ın ifadesiyle, insanın bakışına, dokunuşuna ve hatta şiddetine maruz kalan aktif bir fenomen haline getirir. Bu araştırmalar, bilimsel bilgilere katkı sağlamayı amaçlasa da, aynı zamanda insanın hayvanlar üzerindeki hiyerarşik üstünlüğünü yeniden üretir. Bu nedenle, etnografik çalışmaların, hayvanların öznelliğini ve haklarını merkeze alacak şekilde yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Çoklu türler etnografisi, bu tür uygulamaları yalnızca gözlem ya da bilgi edinme araçları olarak görmekten öte, bu süreçlerin doğurduğu şiddet ve sömürüyü sorgular. Eleştirel bir etnografik yaklaşım, araştırma yöntemlerini ve araştırmacının konumunu yeniden değerlendirmeyi gerektirir. Ayrıca, insan-merkezci olmayan bir teorik ve metodolojik yaklaşımın olanaklarını keşfeder. Bu yaklaşım ile düşünebilirsek kuş gözlemciliğini de bir türle daha derin, etik bir ilişki kurma fırsatı olarak görebiliriz. 

    Son olarak kendi deneyimimi aktarmak istiyorum: Yaşadığım yurdun terasından harika bir boğaz manzarası görülüyordu. Gün batımında güzel bir-iki poz yakalarım diye bekliyordum. Tam güneşin batacağı sırada martıların sayısı bir anda arttı. Sanki bu manzaradan onlar da benim kadar keyif alıyor gibi ötüşüyorlardı. O an kameramın şarjı bitti ve çekim yapma şansım kalmadı. Onları izlemeye başladım. İzledikçe birbirlerinden çok farklı göründüklerini fark ettim. Bazıları tamamen beyazken, bazılarında grilikler vardı, bazıları ise kahverengi beneklere sahipti. Onları net yakalamayı çok isterdim ama ne kameram ne de gözlerim onların hızına yetişebildi. Manzarayla birlikte coşuyorlardı sanki. Ancak, karşımdaki çatıya konduklarında onlarla gözgöze gelebiliyordum. Bu an, bana daha önce New York’ta yaşadığım bir deneyimi hatırlattı. Arkadaşımı Özgürlük Anıtı ile birlikte çekmeye çalışırken bir martı kadraja girip adeta poz vermişti. Yurdumun terasında martıları saatlerce bekleyip çekememişken, New York’taki bu martının gelip poz vermesi beni adeta bozguna uğratmıştı. Kendimi orman biyoloğunun ak sırtlı ağaçkakan ile hizalandığı anda hayal ettim. Haskell’in dediği gibi, bu hizalanma insanınkine paralel, başka bir dünyanın varlığını hissettiren bir karşılaşmaydı (Haskell, 2020).

    Bu karşılaşmaların her bir martıya ne hissettirdiğini merak ettim. Gerçekten benim onları görebildiğim gibi onlar da beni görebilmişler miydi? Elimdeki kameranın varlığından etkilenmişler miydi? Bu soruları sorabilmek ve hatta cevaplarını asla öğrenemeyecek olmak biyologun gördüğü şeyi görmemi sağladı: Kendiminkine paralel, başka bir dünyanın varlığını. İstanbul’da New York’ta bile karşılaştığım kuşlarla ne kadarda paralel hayatlara sahipmişim aslında. Bu deneyim, martının yalnızca çektiğim fotoğraftaki bir nesne olmadığını, çok daha derin bir varlık olduğunu anlamama yol açtı. Hayvan-insan ilişkisinde değişimin ve birlikte-oluşun mümkünatının güzel bir örneği hem de kendi hayatımdan, son derece gündelik bir yerden.









KAYNAKÇA


Şekercioğlu, Ç. H. (2002). Kuş gözlemciliğinin insanlar ve kuşlar için önemi. Environmental Conservation, 29 (282-289). (Çev. Ö. Cırık ve Ç. H. Şekercioğlu). Stanford Üniversitesi, Biyoloji Bilimleri Bölümü, Koruma Biyolojisi Merkezi. 


Aydın, M. (2020). Luscinia megarhynchos (bülbül) şarkılarının etnografik ornitomüzikoloji incelemesi (Yüksek Lisans Tezi). İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Müzikoloji Anabilim Dalı, İstanbul.


David George Haskell (2020). ‘Ağaç Tepeleri’ ve ‘İzlemek’, Saklı Orman Bir Biyoloğun Doğa Güncesi, İstanbul: Ekofil, 300-303; 304-308.

11 Ekim 2024

SOS371 Hayvanlar ve Toplum 2024-25 programı

  

SOS371 HAYVANLAR VE TOPLUM

HAFTALIK DERS AKIŞI

GÜZ 2024-2025

Doç. Dr. Özlem Güçlü

ozlem.guclu@msgsu.edu.tr



1.02 Ekim 2024: Giriş Dersi

. 

2. 09 Ekim 2024: Hayvanlar, İnsan Merkezlilik ve Sosyolojik Düşünce 

      David George Haskell (2020). ‘Ağaç Tepeleri’ ve ‘İzlemek’, Saklı Orman Bir Biyoloğun Doğa Güncesi, İstanbul: Ekofil, 300-303; 304-308.

      Brigid Brophy ([1965]2024). ‘Hayvanların Hakları’, Reflektif Sosyal Bilimler Dergisi, 5(2), 381-386.

https://dergi.bilgi.edu.tr/index.php/reflektif/article/view/356/203

      Sezai Ozan Zeybek & Hilal Alkan (2021). ‘Meyve Sineği ile %61’, Salgın Sonrası İçin Ekolojik Manifestolar. İstanbul: MAD, 96-101.

      Jonathan Balcombe (2020). ‘Önsöz’ ve ‘Acı, Bilinç ve Farkındalık’, Balıkların Bildikleri. İstanbul: Metis, 11-16; 85-100.

İnceleme:

      Burak Özgüner (2019). ‘Belleksizleşirken Hayvanlar’, KaosGL

https://kaosgl.org/haber/burak-ozguner-in-anisina-belleksizlesirken-hayvanlar

 

2. 16 Ekim: Sosyal ve Beşeri Bilimlerin ‘Hayvan Dönemeci’

  Eylül T. Alnıaçık Özyer (2021). ‘Toplumu Yeniden Düşünmek: Hayvanların Sosyolojideki Konumu’, Akademia Doğa ve İnsan Bilimleri Dergisi, 7(1): 163-182.

      Cary Wolfe ([2009] 2021). ‘İnsan, Her Şey Hep İnsan: Beşeri Bilimler ve “Hayvan Çalışmaları”, KÜN Edebiyat ve Kültür Araştırmaları Dergisi, 1(1): 58-73.


Peter Singer (2005). ‘Hayvan Özgürleşmesinin 30.Yılı’, Birikimhttps://birikimdergisi.com/dergiler/birikim/1/sayi-195-temmuz-2005/2379/hayvan-ozgurlesmesinin-30-yili/5909

İnceleme:

      Jacques Derrida (2015). ‘Hayvanlara Karşı Suç’, e-skop

https://www.e-skop.com/skopbulten/pasajlar-hayvanlara-karsi-suc/2623

      Giorgio Agamben (2019). ‘Başka Hayvanlarla Konuşmak’, e-skop.

https://www.e-skop.com/skopbulten/pasajlar-baska-hayvanlarla-konusmak/5236

 

4. 23 Ekim 2024: Araştırma Nesnesinden Birlikte-Araştırmaya, Metodu Yeniden Düşünmek I

    Nihan Bozok (2024). ‘Çoklu Türler Etnografisi için Feminist İzlekler’, Feminist Tahayyül, 5(2), 148-178.

http://www.feministtahayyul.com/wp-content/uploads/2024/09/FT52-8-39.pdf

 Ezgi Burgan (2017). ‘Çoklu Türler Etnografisi: Yüz Yüze Bir Araştırma İmkânı Üzerine Düşünceler’, Moment Dergi, 4(1): 115-134.

 

İnceleme:

 Deniz Dölek (2024). ‘Hayvan Tarihi: Osmanlı-Türkiye Geçmişine Türlerarası Perspektifle Bakmak’, Reflektif Sosyal Bilimler Dergisi, 5(2), 241-260.

https://dergi.bilgi.edu.tr/index.php/reflektif/article/view/308/219

 

5. 30 Ekim 2024: Araştırma Nesnesinden Birlikte-Araştırmaya, Metodu Yeniden Düşünmek II

  • Semra Özlem Dişli (2022). ‘Birlikte-Yaşama: Ankara’da Kediler ve İnsanlar Üzerine Çoktürlü Etnografi’, DTCF Dergisi, 62:2, 1657-1690.

·  Eylül T. Alnıaçık Özyer. (2022). ‘Şaki’nin Öğrettikleri: Anlamlar, Sınırlar, Dünyalar’, İstanbul: Tellekt. 

 

İnceleme:

 Philippe Descola (2013). ‘Süreklilik Figürleri’, Doğa ve Kültürün Ötesinde, İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları, 9-33.

 

6. 06 Kasım 2024: Sanatların ‘Hayvan Dönemeci’

 Özlem Güçlü (2021). ‘Bu Filmde Hiçbir Hayvan Zarar Görmemiştir: Son Dönem Türkiye Sinemasında Hayvanlara Kötü Muamele Üzerine Bir Tartışma’, İnsan, Hayvan ve Ötesi: Türkiye’de Hayvan Çalışmaları, K.Özdoğan, M.F.Tatari, A.Bilgin (der.), İstanbul: Kolektif Kitap, 93-116.

     Zeynep Özkazanç (2022). ‘Gerilimsiz Durumunda Bedensellik: Feminist. Sanat Pratiğinde İnsan-Hayvan İkiliği Ötesinde Temsil Olanakları’, Teorik Bakış: Dünyayı Paylaşanlar, 15, 283-304.

 

İnceleme:

      Burak Özgüner (2017). ‘Bienalde Hayvan Hakları: Sanatta Her Şey Mübah mı?’, bianet

https://m.bianet.org/biamag/sanat/191173-bienalde-hayvan-haklari-sanatta-her-sey-mubah-mi

 

7. 13 Kasım 2024: Belgesellerle Hayvan Sömürüsüne Bakmak

      Gary L. Francione ([2000] 2022). ‘Ahlaki Şizofrenimizin Tedavisi: Eşit Gözetilme İlkesi’, Hayvan Haklarına Giriş: Çocuğunuz mu Köpeğiniz mi?, İstanbul: İletişim, 177-206.

Tom Regan (2005). ‘Hayvan Hakları İçin Temel Argümanlar’, Birikim.https://birikimdergisi.com/dergiler/birikim/1/sayi-195-temmuz-2005/2379/hayvan-haklari-icin-temel-argumanlar/5910

 

İzleme: 

      Anima (Yön. Yusuf Emre Yalçın, 2021)

      Ghosts in Our Machine (Yön. Liz Marshall, 2013)

 

İnceleme: 

      Peter Singer (2013). ‘Hayvanlar Acıyı Hisseder mi?’, Hayvan Hakları ve Veganizm, İstanbul: Kült, 89-93.

 

8. 20 Kasım 2024: Vize Sınavı (Tarih değişebilir)

 

9. 27 Kasım 2024: Hayvanat Bahçeleri, Eğlence Sektörü ve Hayvan Yaşamı

      Derya Acuner (2020). ‘Kafesin İki Tarafı: Atatürk Orman Çiftliği Hayvanat Bahçesi’nin Hafızası’, Şehir ve Hayvan, A. Alkan (der.), İstanbul: Patika, 147-197.

      Rumeysa Çavuş (2022). ‘Aslan Cecil’i Nasıl Öldürdüm: Bir Big-Game Hunter’ın İtirafları’, Teorik Bakış: Dünyayı Paylaşanlar, 15: 249-262.

 

İnceleme:

      Mehmet Sakınç & Orhan Küçüker (2023). ‘İlk Canlı Hayvan Koleksiyonları: Aslanhaneler’, Çekiç, Mercek ve Yelkovankuşları: Türkiye Doğa Bilimleri Tarihinden İnsanlar, Mekanlar, Anılar. İstanbul: İş Bankası Yayınları, 16-18.

      ‘Tecrit Her Canlı İçin İşkencedir’, Mimarlıkta Dayanışmacı Taban Hareketi, e-skop.

https://www.e-skop.com/skopbulten/tecrit-her-canli-icin-iskencedir/5766

 

İzleme:

      Blackfish (Yön. Gabriela Cowperthwaite, 2013)

 

10.  04 Aralık 2024: Endüstriyel Hayvancılık, Hayvan Yemek ve Veganlık 

      David Degrazia (2006). ‘Et Yeme’, Hayvan Hakları, Ankara: Dost, 105-122.

      Derek Ryan (2019). ‘Hayvanları Yemek’, Hayvan Kuramı Eleştirel Bir Giriş, İstanbul: İletişim, 205-227.

      Valery Giroux & Renan Larue (2021). ‘Karnizm: Kırılgan Bir Hegemonya’ ve ‘Veganların Felsefesi’, Veganizm, İstanbul: İletişim, 13-35; 37-57.

 

İnceleme: 

      Jonathan Safran Foer (2012). ‘Öyküler Anlatmak’, Hayvan Yemek, İstanbul: Siren, 7-24.

      Deniz Diler (2024). ‘Konuşabilselerdi Et Tavukları Bize Ne Derdi?’, Reflektif Sosyal Bilimler Dergisi, 5(2), 435-443.

https://dergi.bilgi.edu.tr/index.php/reflektif/article/view/342/207

 

11.  11 Aralık 2024: Kentte Hayvanlarla Birlikte-Yaşam I

  Mine Yıldırım (2024). ‘Sürgünden itlafa, “mahallinde öldürmeden” ötanaziye ve barınaklara: Hayırsızada Vâkâsının ardından İstanbul’da sokak köpekleriReflektif Sosyal Bilimler Dergisi, 5(3).

    Ekrem Işın (2016). ‘Dört Ayaklı Belediye: İstanbul’un Sokak Köpekleri’, Dört Ayaklı Belediye: İstanbul’un Sokak Köpekleri. İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, 8-21. 

   Eylül Alnıaçık (2024). ‘Rezil Kedilerin Yaşamı veya Barınakların Doğuşu: Almanya Örneği’, Reflektif Sosyal Bilimler Dergisi, 5(2), 261-278.

https://dergi.bilgi.edu.tr/index.php/reflektif/article/view/323/197

 

İnceleme: 

·      Irvin Cemil Schik (2010). ‘İstanbul’da Gerçekleşen Büyük Köpek İtlafı: Bir Mekan Üzerinde Çekişme Vakası’, Toplumsal Tarih, 200, 22-33.

 

İzleme:

      Hayırsızada [Chienne d’histoire] (Yön. Serge Avedikian, 2010) https://vimeo.com/952677575

 

12. 18 Aralık 2024: Kentte Hayvanlarla Birlikte-Yaşam II

   Mine Yıldırım (2019). ‘Hayvan Tecritinin Dışı ve Ötesi: İstanbul’da Sürgün, Yıkım ve Şiddet Coğrafyaları’, Beyond İstanbul, 4, 87-99. 

    Kiraz Özdoğan (2024). ‘Sokak Köpeği Sahiplenme Deneyimleri: Özel Olan Politiktir’, Reflektif Sosyal Bilimler Dergisi, 5(2), 279-305.

https://dergi.bilgi.edu.tr/index.php/reflektif/article/view/326/223

      S. Ozan Zeybek (2020). ‘Sokağa Düşenler, Aileye Katılanlar: Köpek Merkezli Bir Şehir Analizi’, Türkiye’nin Yakın Tarihinde Hayvanlar: Sosyal Bilimleri İnsan Olmayanlara Açmak, İstanbul: Nota Bene, 93-107. 

 

13. 25 Aralık 2024: Yoldaş Türler, Merak, İhtimam ve Etik Yükümlülükler  

 Dona Haraway (2009). ‘Siborglardan Yoldaş Türlere: Teknobilimde Akrabalığı Yeniden Şekillendirmek, Başka Yer, İstanbul: Metis, 223-256.

 Oğuz Karayemiş (2023). ‘Teşekkürler Proteo, Teşekkürler Yoldaş’, terrabayt, 12 Şubat. https://terrabayt.com/yasam/tesekkurler-proteo-tesekkurler-yoldas/

   Mine Yıldırım (2023). ‘Tanıklık, Sorumluluk ve İhtimam Politikası Olarak Afetlerde Hayvan Kurtarma’, Sanat Dünyamız, 195, 22-26. 

 

İnceleme:

 Karun Çekem, Dilan Çekiç, Beyza Şık, Hande Şiri, Zeynep Türidi (2024). ‘Kampüslerde Hayvanlarla Birlikte Yaşamak’, Reflektif Sosyal Bilimler Dergisi, 5(2), 391-408. 

https://dergi.bilgi.edu.tr/index.php/reflektif/article/view/357/205

     Ezgi Burgan (2022). ‘Yakari ile Akraba: Spiritüel İletişimden Çoktürlü Bir Dostluğa’, Teorik Bakış: Dünyayı Paylaşanlar, 15, 263-282.

 

İzleme:

      ‘Dayanışma seçenek değil, yükümlülük: Donna Haraway’le Yeniden Dünyevileşme Çağı Üzerine Video söyleşi’ (2020). 1+1 express.     https://birartibir.org/dayanisma-secenek-degil-yukumluluk/

 

14. 01 Ocak: Yılbaşı tatili. 

 

Güzel bir dönem olması dileğiyle ☺

 

06 Şubat 2024

İSTEYİNCE HER ŞEY MÜMKÜN: VEGAN KASAP LİMONİTA

    Çok iyi hatırlıyorum, bu yaz arkadaşlarımla bir parkta oturmuş piknik yapıyorduk. Ve sohbet esnasında bir anda arkadaşım okuldaki vegan arkadaşından bahsetmeye başladı. İşte, “Onunla dışarı çıktığımızda doğru düzgün yiyecek bir şey bulamıyoruz. Bu yüzden onunlayken fazla yemek yiyemiyorum.” tarzında şeyler söylemişti. Ben de et yiyenlerin savunucusu rolüne bürünüp, “Nasıl böyle bir şey olur? Vejetaryenliği anladım da veganlık da neymiş? Günümüzde bir trend başlatmışlar adına da veganlık demişler!” gibisinden cümleler kurmuştum. Evet... Yaklaşık 4 ay önce, henüz veganlığın ne demek olduğunu bile bilmeden, cahilliğimle bu tarz şeyler söylemiştim. Ve şu anda bu söylediklerimden her ne kadar pişman olsam da zamanı geriye alamam.

   Eskiden veganlığın sadece et yemekten kaçınmak olduğunu düşünürdüm ve benim gibi (daha doğrusu eski ben gibi) düşünen insanların sayısı çok fazla. Halbuki vegan olmak sadece bundan ibaret olan bir şey değil. İşin arka planına baktığımızda veganlığın birtakım ilkelere sahip olan bir yaşam biçimi olduğunu görüyoruz. Ve işte tam da bu ilkeler doğrultusunda veganlar hayvan sömürüsüne, “katliamına”, hayvanların yaşam haklarının ihlal edilmesine ve daha pek çoğuna karşı seslerini çıkarıp tepkilerini ortaya koyuyorlar. Pek çok insanın yapamadığı bir şey bu. Günümüzde hayvanların yaşam koşullarının kötülüğüne ve işkence edilerek kesilmesine duyarlı olan insanların sayısı epey artmakta ise de veganların aksine, söz konusu hayvanların etinden, sütünden, yumurtasından veya kürkünden vazgeçmek olduğunda bir anda sesleri duyulmaz oluyor. Hiçbir şey yokmuş gibi üç maymunu oynamaya başlayıveriyorlar birdenbire. Sessizlik, bir anda onları koruyan sığınakları haline geliyor ve “... [onları] suçluluk duygusundan ve aynı zamanda hayvan sömürüsünün sebep olduğu devasa ahlaki sorunlar karşısında güçsüz hissetme[kten] koru[yor].” (Giroux ve Larue, 2021, s.19)

   Vegan Kasap Limonita ise bana göre veganlığa açıklık getirmesi bakımından çok kıymetli bir noktada duruyor. İnsanların sadece bitkisel ürünler tüketerek yaşamlarını idame ettirebilecekleri günümüzde bilinen bir gerçek. Yani illaki canlı olan hayvanları, onların yaşam haklarını ihlal ederek ve onları feci şekillerde öldürerek “karnımızı doyurmamız” gerekmiyor. İşte insanlara bunu açıklama konusunda Vegan Kasap Limonita önemli bir kaynak rolünü üstleniyor. Ürünlerinin neredeyse tamamını kendisi üreten ve ürün yelpazesinde, sadece bitkisel malzemelerden yapılan et çeşitlerine de yer veren Vegan Kasap Limonita, aslında etsiz bir yaşamın mümkün olduğunu ve insanların sandığı gibi vegan olmanın çok da zor olmadığını bize kanıtlıyor. Tabii sadece bu da değil, bence aynı zamanda et yiyen insanlara da kendisini sorgulatan bir konumda bulunuyor. Çünkü, “Biz sadece vejetaryenlere ve veganlara özel hizmet veren bir dükkanız.” tarzı bir söylemdense et yiyenleri de kucaklayan, onları yeni tatlar keşfetmeye teşvik eden bir söylem kullanıyor. Açıkçası ben blog yazım için Vegan Kasap Limonita’yı araştırırken internet mağazasına baktığımda hem veganlar için hem de vegan olmasalar bile bu beslenme tarzını merak edenler için kapsamlı bir ürün yelpazesi olduğunu gördüm. Aslında bu bir bakıma, vegan olmak isteyip de et, peynir vb. yiyecekleri tüketmekten bir türlü vazgeçemeyen insanlara, içeriğinin sadece hayvansal olmaması bakımından farklılaşmasıyla, vegan olunca da bu ürünleri tüketebileceklerini onlara söylüyor. Ve belki de hayvanlara yapılan bu zulümden etkilenen ancak onların etini yemekten de vazgeçemeyen insanlara ilham kaynağı oluyor.

   Veganlar bize hayvansal herhangi bir ürün tüketmeden de yaşayabileceğimizi gösteren canlı kanıtlar olarak duruyorlar. Ve onları temsilen Vegan Kasap Limonita, bitkisel malzemelerden ürettiği et ürünleriyle de bunu destekleyen bir noktada duruyor. O zaman burada şu soru aklımıza geliyor: “Madem biz hayvan eti yemeden de yaşayabiliyoruz. O zaman neden bazılarımız hala et yemeye devam ediyor? Et yemek doğuştan gelen bir şey mi, yoksa bize öğretilen ve sonrasında alışkanlık haline gelen bir davranış mı? Şöyle bir dönüp geniş perspektiften baktığımızda aslında “Etle ilgili damak tadının insan için doğal olmadığının kanıtlarından biri, çocukların bu türden gıdaya ilgisizliğidir.” (Rousseau’dan akt. Ryan, 2019, s. 206) Eğer biz çocukken et yemeye karşı ilgisizsek o zaman ete ilgi duymaya yönlendirilmiş olduğumuz sonucu çıkıyor. Neticede bizi et yemeye yönlendirenin, “...etle ilgili yaygın damak tadına [sahip olmamıza] yol açan [şeyin ise] kültürel beklentiler” (Ryan, 2019, s. 206) olduğunu anlıyoruz.

   Artık et yemeyi öğrendiğimizin ve bunun kültürel beklentilerden kaynaklandığının farkındayız. Ama iş et yemekten vazgeçme noktasına geldiğinde hala birçoğumuz duraksıyoruz. Bunun nedeni ise “...et[in] birçok insana lezzetli gel[mesinden] duyulan haz ve etyemez bir beslenme rejimine geçip bunu sürdürmek bir parça çaba gerektirdiği için rahatlık[tır].” (Degrazia, 2006, s. 114) İşte bu noktada Vegan Kasap Limonita, hayvanların yaşam hakkını hiçbir şekilde ihlal etmeden, adeta bu dünyada isteyince her şeyin mümkün olduğunu bizlere kanıtlamak istercesine, içeriğinde sadece bitkisel ürünler bulunan et ürünleriyle insanlara alternatif bir yol sunuyor. Bizlere hayvanlar olmadan da et yiyebileceğimizi gösteriyor.

   Vegan Kasap Limonita ile ilgili ilgimi çeken bir başka şey ise ismi oldu. Bilindiği üzere kasaplık, vegan düşüncesine aykırıdır. Her şeyin ötesinde ürünlerinde hiçbir hayvansal kaynak kullanılmayan bir mekan, neden isminde kasap kelimesini bulundurur, diye de düşünmüyor değil insan. Tamamen bitkisel ürünler satan bir işletmenin, ismiyle bile insanları düşündürerek onlara farklı bir bakış açısı kazandırması çok manidar geldi bana. Çünkü insan bu ismin üzerine düşününce fark ediyor, yapılan “kelime oyunundaki” ironiyi  ve Vegan Kasap Limonita isminin ardındaki mesajı: “Evet, biz hiçbir hayvansal kaynak kullanmıyoruz ama biz de et üretiyoruz. İsteyince her şey mümkün! ”

Kaynakça

Degrazia, D. (2006). Hayvan Hakları. Ankara: Dost .

Giroux, V.- Larue, R. (2021). Veganizm. İstanbul: İletişim .

Ryan, D. (2019). Hayvan Kuramı Eleştirel Bir Giriş . İstanbul: İletişim.

 

04 Ocak 2024

Yeni Yaşamı Birlikte Kurmak: Değişen Pratikler ve Düşünsel Eşikler


Üç sene önce sokaktan bulduğum, evimize “neşe katsın” diye getirdiğim kedilerle şimdilerde ortak bir evi, bir hayatı paylaşmanın ne demek olduğu üzerine düşünmeye başladım. Evimdeki hayvanlardan başlayarak sokaklara giden bir düşünsel süreçten bahsediyorum aslında. Bu süreç size vicdani gözükebilir ama beni düşünmeye iten şeyin kendisi bu oldu.


Sosyal medyada gezinirken ya da metroda yolculuk yaparken gözümüzün takıldığı ekranlarda kedilere hepimiz aşinayız. “Oyuncaklaştırılmış” kediler, zararsız ve bizi eğlendiren bir noktada duruyorlar sanki. Hayvanlar genellikle etrafımızdaki dünyayı renklendiren, bizlere sevinç ve eğlence katan varlıklar olarak kabul edilirler. Ancak, onların varoluşları sadece bizim eğlencemiz için mi var, yoksa ortada göz ardı ettiğimiz bir yaşam pratiği ve gerçekliği mi var?


Birçok hayvan türü, insanlar için eğlence kaynağı olmanın ötesinde bir yaşam pratiği içinde var olur. Onların yaşamları, kendi iç dünyaları ve ihtiyaçlarıyla doludur. Bu gerçeklikleri, onları sadece eğlencemiz için bir araç olarak görmek yerine, kendi hakları ve yaşamları olduğunu anlamamızı gerektirir. Bu gerçeği göz ardı ettiğimiz zaman; hayvanlar için “ideal” bir davranış biçimi yaratma, bu ideal biçime uymayanları da ötekileştirdiğimiz bir denkleme yol açıyor.


Ben kedileri ilk eve aldığım zamanlarda çok eğlenceli vakitler geçirdiğimizi hatırlıyorum. Fakat ilerleyen zamanlarda bu hayvanların kendi yaşam pratikleri olduğu, bu pratiklerin “insanlaştırılmış” olmadıklarını anlamam bir sürecin sonucu oluştu. Başka bir deyişle, insanlaştırılmış yaşam pratikleri, hayvanların doğal davranışlarını değiştiren veya engelleyen durumları ifade ediyor. Bu, hayvanları insanın beklentileri ve yaşam tarzına uydurma anlamına gelebiliyor.


Bir başka anlama/anlamlandırma aşamasına da yakın zamanda geçtim. Aile evimde bulunan kedilerimi (Kastamonu), İstanbul’a getirmeye karar verdik. Bu karar da aşamalı olarak gerçekleşti. İlk başta Küçük Kafa sonrasında Beyaz geldi. İsimlere takılmadan hikayeme devam edecek olursam, kedilerin eve geldikten sonra hareketlerinde anlamlandıramadığımız değişiklikler yaşandığını gözlemledik. İki kardeş birbirlerine tanıyamıyorlar ve sürekli kavga ediyorlardı. Anlattığımız herkes hayvanların böyle bir farkındalıklarının olmadığını, kedileri vefasız olmakla suçlarken zaman ve mekan kavramını ne kadar görmezden geldiklerini şimdilerde fark ediyorum.


Bir kediyi uzun zamandır yaşadığı yerden ayırıp başka bir ortama getirdiğimizde, kedinin yaşadığı psikolojik değişimi “vefasız, nankörlük vs.” diyerek adlandırmak yapılan en acımasız eleştiri olmuştur kuşkusuz. Ayrılık süreçlerinin 6. Ayını tamamlayan kedilerimin durumlarında bir değişme olmadı ama benim bakış açımda kesinlikle bir değişim oldu. Sürekli apartmana girdiği için yaşadığı ortamdan alınıp Kadıköy/Moda’ya bırakılan “Kesik Kuyruk” bakış açımın değişmesinde çok etkili oldu. Aslında bu örnekleri günlük hayatımızda defalarca yaşarken bir bilinç oluşturamamış olmamız, hayvanlar üzerindeki düşünsel gerçekliğimizin kısıtlılığı ile alakalı bir durum. Bu engelleri aştığımız zaman, birlikte yaşamanın ne demek olduğunu anlayacağımızı düşünüyorum.


Beyaz ve Küçük Kafa




03 Ocak 2024

Donna ile Yoldaş Türler

 


Dönemin son dersinde konuk hocamız Donna ile yoldaş türler etiğini tartıştık. 

HAYVAN/YAŞAM SERGİSİ

 28 Şubat-08 Mart 2026  Açılış: 28 Şubat Cumartesi, 15.00  arthereistanbul Hayvan/Yaşam , Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi lisans öğr...