27 Kasım 2024

Kuş Gözlemciliği

Kuşlarla Paralel Bir Hayat


    Kuşlar, görünürlükleri ve sesleriyle insan algısına hitap eden türlerden biridir. İnsanlar, kuşları estetik ve akustik özellikleriyle çekici bulduğu için, kuş gözlemciliği diğer hayvanları izleme etkinliklerine göre daha yaygın hale gelmiştir. Diğer hayvan türleri, özellikle balıklar gibi sessiz veya gözlemi zor olan türler, insan ilgisinin dışında kalmaktadır. Bu seçicilikle, insan diğer canlılara yönelik yaklaşımında yalnızca kendi algısına hitap eden türlere öncelik verir. Örneğin, Şekercioğlu’nun çalışmasında, kuş gözlemciliği dünyanın birçok yerinde hızla büyüyen, doğa sevgisine teşvik eden ve daha fazla koruma bilinci yaratabilecek bir hobi alanı olarak anlatılmaktadır. Ancak bu artış kuş gözlemciliğinin bir ekoturizm alanı oluşuyla bağlantılıdır yani bunun böyle oluşu kuş yaşamının değer görmesinden ziyade kuş gözlemciliğinin insanlara ekonomik fayda sağlamasından kaynaklanmaktadır. (Şekercioğlı, 2002).

   Kuş gözlemciliği, onların davranışlarını anlamak için bir yol gibi görünse de, bu yöntem aslında son derece sınırlıdır ve insanmerkezci bir yaklaşıma dayanır. Kuşları bir araştırma nesnesi olarak sabitleştirmek, onların öznelliğini göz ardı eder. Kuşların şarkıları ile insan müziği arasındaki ilişkiyi inceleyen Bernhard Hoffmann’ın çalışması, insanmerkezci bir çerçeveye sıkışmış disiplinler arası mesafeyi sorgulayabilmemiz için önemli bir örnek oluşturur. Hoffmann, kükürt tepeli kakadu kuşlarının ritmik senkronizasyon yeteneklerini gözlemleyerek, müziğin sadece insana özgü bir yetenek olmadığını ortaya koyar. Bu çalışmasında kuşların öznelliklerini kısmen kabul ediyor olsa da, çalışmasını yalnızca insan estetik değerleri ile değerlendirmesiyle insanmerkezcilikten uzaklaşamaz. Ayrıca bu araştırmada halkalama ve kayıt cihazı gibi yöntemler kullanması etik sorunları beraberinde getirir. (Aydın, 2020) 

  Kuşları bireysel olarak tanımak amacıyla, zarar verilmeyeceği iddiasıyla ağlar kullanılarak yakalanmaları, tür, yaş ve cinsiyet gibi bilgilerin kayıt altına alınması ve ardından cihaz takılması, Hoffmann’ın çalışmasında da görülen yaygın etnografik araştırma yöntemlerinden biridir. Ancak bu tür yöntemler, kuşların bedenlerini Judith Butler’ın ifadesiyle, insanın bakışına, dokunuşuna ve hatta şiddetine maruz kalan aktif bir fenomen haline getirir. Bu araştırmalar, bilimsel bilgilere katkı sağlamayı amaçlasa da, aynı zamanda insanın hayvanlar üzerindeki hiyerarşik üstünlüğünü yeniden üretir. Bu nedenle, etnografik çalışmaların, hayvanların öznelliğini ve haklarını merkeze alacak şekilde yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Çoklu türler etnografisi, bu tür uygulamaları yalnızca gözlem ya da bilgi edinme araçları olarak görmekten öte, bu süreçlerin doğurduğu şiddet ve sömürüyü sorgular. Eleştirel bir etnografik yaklaşım, araştırma yöntemlerini ve araştırmacının konumunu yeniden değerlendirmeyi gerektirir. Ayrıca, insan-merkezci olmayan bir teorik ve metodolojik yaklaşımın olanaklarını keşfeder. Bu yaklaşım ile düşünebilirsek kuş gözlemciliğini de bir türle daha derin, etik bir ilişki kurma fırsatı olarak görebiliriz. 

    Son olarak kendi deneyimimi aktarmak istiyorum: Yaşadığım yurdun terasından harika bir boğaz manzarası görülüyordu. Gün batımında güzel bir-iki poz yakalarım diye bekliyordum. Tam güneşin batacağı sırada martıların sayısı bir anda arttı. Sanki bu manzaradan onlar da benim kadar keyif alıyor gibi ötüşüyorlardı. O an kameramın şarjı bitti ve çekim yapma şansım kalmadı. Onları izlemeye başladım. İzledikçe birbirlerinden çok farklı göründüklerini fark ettim. Bazıları tamamen beyazken, bazılarında grilikler vardı, bazıları ise kahverengi beneklere sahipti. Onları net yakalamayı çok isterdim ama ne kameram ne de gözlerim onların hızına yetişebildi. Manzarayla birlikte coşuyorlardı sanki. Ancak, karşımdaki çatıya konduklarında onlarla gözgöze gelebiliyordum. Bu an, bana daha önce New York’ta yaşadığım bir deneyimi hatırlattı. Arkadaşımı Özgürlük Anıtı ile birlikte çekmeye çalışırken bir martı kadraja girip adeta poz vermişti. Yurdumun terasında martıları saatlerce bekleyip çekememişken, New York’taki bu martının gelip poz vermesi beni adeta bozguna uğratmıştı. Kendimi orman biyoloğunun ak sırtlı ağaçkakan ile hizalandığı anda hayal ettim. Haskell’in dediği gibi, bu hizalanma insanınkine paralel, başka bir dünyanın varlığını hissettiren bir karşılaşmaydı (Haskell, 2020).

    Bu karşılaşmaların her bir martıya ne hissettirdiğini merak ettim. Gerçekten benim onları görebildiğim gibi onlar da beni görebilmişler miydi? Elimdeki kameranın varlığından etkilenmişler miydi? Bu soruları sorabilmek ve hatta cevaplarını asla öğrenemeyecek olmak biyologun gördüğü şeyi görmemi sağladı: Kendiminkine paralel, başka bir dünyanın varlığını. İstanbul’da New York’ta bile karşılaştığım kuşlarla ne kadarda paralel hayatlara sahipmişim aslında. Bu deneyim, martının yalnızca çektiğim fotoğraftaki bir nesne olmadığını, çok daha derin bir varlık olduğunu anlamama yol açtı. Hayvan-insan ilişkisinde değişimin ve birlikte-oluşun mümkünatının güzel bir örneği hem de kendi hayatımdan, son derece gündelik bir yerden.









KAYNAKÇA


Şekercioğlu, Ç. H. (2002). Kuş gözlemciliğinin insanlar ve kuşlar için önemi. Environmental Conservation, 29 (282-289). (Çev. Ö. Cırık ve Ç. H. Şekercioğlu). Stanford Üniversitesi, Biyoloji Bilimleri Bölümü, Koruma Biyolojisi Merkezi. 


Aydın, M. (2020). Luscinia megarhynchos (bülbül) şarkılarının etnografik ornitomüzikoloji incelemesi (Yüksek Lisans Tezi). İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Müzikoloji Anabilim Dalı, İstanbul.


David George Haskell (2020). ‘Ağaç Tepeleri’ ve ‘İzlemek’, Saklı Orman Bir Biyoloğun Doğa Güncesi, İstanbul: Ekofil, 300-303; 304-308.

HAYVAN/YAŞAM SERGİSİ

 28 Şubat-08 Mart 2026  Açılış: 28 Şubat Cumartesi, 15.00  arthereistanbul Hayvan/Yaşam , Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi lisans öğr...